Türkçe - ქართული
Ana Sayfa - İletişim
 
 

  Gürcüler Kimdir?

  Gürcüce Öğrenelim

  Türkiye'de Anadil Öğrenimi

  Türkiye'de Gürcü Sanatı

  Kitaplık

  Gürcistan

  Gürcistan’ın Sorunlu Bölgeleri

  Tarih

  Görüş - Düşünce - Makale

  Kültür

  Abkhazeti Tarihi

 
   “Abkhaz” Krallığı

Abkhaz Krallığı – VIII-X. Yüzyıl Arası

(Kısa Tarihsel Makale)

 

VII-VIII. Yüzyıl boyunca gelişen uluslararası ve iç siyasi faktörler Abkhaz Krallığının oluşumunu belirlemişti. Bir yandan Kartli’deki Arap hakimiyetinin güçlenmesi, diğer yandan ise Bizans’ın zayıflaması, oradaki iç-siyasette ve kilisedeki çatlaklar[1] Gürcistan’ın tarihsel bölgelerinde yeni bir Gürcü siyasi birliğinin kökeni için elverişli şartlar meydana getirdi.

Esasen VIII. Yüzyılın ortalarında Gürcü siyasi dünyasında temeli atılan yeni süreç aynı yüzyılın 80-90’lı yıllarında yeni Gürcü siyasi birliklerinin kurulması ile sonuçlandı. Doğu Gürcistan’ın doğu kesiminde Kakheti Beyliği ve Hereti Krallığının temeli atıldı, yine Batı Gürcistan’da batı Gürcü devleti Egrisi-Abkhazeti (“Abkhaz” Krallığı) oluştu. Daha sonra, Araplara karşı savaşan Kartli Eristavı (Eristavi-kralın atadığı yönetici-çevirmen notu) Aşot Bagrationi’nin çabalarıyla Güneybatı Gürcistan topraklarında Bizanslıların “Gürcü Kurapalat” diye hitap ettiği Tao-Klarceti Krallığı kuruldu.

Egrisi-Abkhazeti’nin (“Abkhaz” Krallığı) temelini Bizans İmparatorluğunun vasalı olmaktan kurtularak Kral ünvanı alan Abkhaz Eristavı I. Leon’un kardeşinin oğlu II. Leon attı. “Matiane Kartlisay”ın bildirdiğine göre “Yunanlıların gücü azaldığında Abkhaz Eristavı Leon, Abkhaz Eristavının kardeşinin oğlu kendisine toprak olarak Abkhazeti verilen Leon da ayrıldı. II. Leon’un annesi Hazar Hakanının kızı idi. O, Hazarların yardımı ile Yunanlılardan ayrıldı ve Abkhazeti ve Egrisi’yi Likhi Nehrine kadar ele geçirdi. İoane ölmüş, Cuanşer’de yaşlanmış olduğundan II. Leon kendisinin Abkhaz Kralı olduğunu ilan etti. Kısa süre sonra Cuanşer de öldü”[2] Doğal olarak böyle siyasi gerçekler II. Leon’un Batı Gürcistan’ı birleştirmesi için elverişli şartlar oluşturuyor, daha da fazlası, ona siyasi ve askeri bakımdan Hazar Hakanı da destek veriyordu. Abkhaz (Abhaz) Krallığı tüm Batı Gürcistan’ı kapsıyor ve kademeli olarak sınırlarını hem doğuya hem de güneydoğuya doğru genişletiyordu.

Tarihi kaynaklara göre VIII. Yüzyılın 80’li yıllarında Batı Gürcistan’ın Abkhaz Beyinin öncülüğünde birleşmesi gönüllü bir siyasi hareket idi[3]. Abkhazeti, Batı Gürcistan’ın diğer tarihsel bölgeleri gibi yüzyıllar boyunca önce Kolkheti (Egrisi) Krallığının yine daha sonra Kartli (İberia), Egrisi’nin (Lazika), son olarak da yine Kartli Krallığının (Eristavlık olarak) parçası  olduğundan Gürcü kaynaklarında II. Leon’un bu adımı olumsuz bir durum olarak anılmamaktadır. Bu kez VIII. Yüzyılın 80’li yıllarında tüm Batı Gürcistan Abkhaz Krallığı sınırları içinde birleşti. Yukarıda gösterildiği gibi III. Stefanoz’un varisi Arçil’in döneminde Gürcistan birleşik bir ülke idi ve Arçil Kral ünvanı taşıyordu[4]. Doğal olarak bu şekildeki birleşme eski ülke birliği geleneklerine dayanıyor olup bu siyasi mirası daha sonra II. Leon aldı ve yeniden batı Gürcü devleti kurulması işinde ustaca kullandı.

VIII. Yüzyılın ortalarından itibaren, daha çok 80’li yıllara kadar “Abkhazeti” teriminin anlamı kademeli olarak genişliyor ve sonunda Abkhaz Eristavları tarafından birleştirilen Batı Gürcistan’ın tamamına yayılıyor[5]. Daha sonraki zamanlarda yabancı yazarların Birleşik Gürcistan Krallığına “Abkhazeti” diyor olması ve Gürcistan Krallarını da “Abkhaz Kralı” olarak anmaları çarpıcıdır.[6]

VIII. Yüzyılın ikinci yarısında Gürcü yazar İoane Sabanidze’nin verdiği bilgiye göre Batı Gürcistan’ı “Abkhaz Beyi” yönetiyor[7], yani II. Leon VIII. Yüzyılın 80’li yıllarında Batı Gürcistan’ı birleştirmiş durumdadır ancak henüz Kral ünvanı kullanmamaktadır. Bu bağlamda Abhaz Eristavının ünvanının evrimi dikkat çekicidir. II. Leon ilk önce “Eristavi”, sonra “Bey” yine son olarak “Kral”[8] ünvanı kullanıyordu. Leon’un ünvanındaki evrime onun iktidarının kademeli olarak tüm Batı Gürcistan topraklarına yayılması ile değer biçilmektedir. Tarih yazımındaki ortak görüşe göre II. Leon Bizans İmparatorunun vasalı olmaktan kendini kurtarmayı Bizans’daki iç siyasi durumun gerginleşmesinden sonra başarmıştır.[9] Araştırmacıların büyük bölümüne göre Leon’un siyasi olarak yükselişi ve izlediği Bizans karşıtı rota[10] Bizans İmparatoriçesi İrene döneminde (797-802) başlamış olmalıdır.[11]

Abkhaz Krallığının sınırları konusu araştırmacılar tarafından birçok yolla incelenmiştir. Buna rağmen bu konuda farklı bakış açıları mevcuttur. Belirtildiği gibi “Abkhaz Krallığı” sınırları bütün Batı Gürcistan’ı kapsıyordu. Kuruluş döneminde onun doğu sınırı Likhi sırtlarına, kuzey sınırı – Nikopsia’ya ve Ciket topraklarına kadar uzanıyordu. Batısında Karadeniz vardı. Güney sınırlarına gelince bu bügün için de tartışma konusudur. VIII. Yüzyıl yazarı İoane Sabanidze “Trabzon’u” Abkhaz Krallığı sınırları içerisinde gösteriyordu. O’nun verdiği bilgiye göre “Netari Abo, tamamı Hıristiyanlık inancına mensup insanlardan oluşan bir yer bulduğu için Allaha şükrediyordu ve hiçbiri inançsız değildi. Onların sınırı Pontos Denizidir, Hıristiyanların yaşadığı alan Kaldia’dan denize kadardır. Burada Trabzon yerleşimi, Apsaraisi ve Napsay vardır...”[12]. S. Canaşia’ya göre Trabzon Abkhaz Krallığı sınırlarına girmiyordu[13]. Bu görüş Z. Ançabadze ve M. Lortkipanidze tarafından paylaşıldı[14]. K. Kekelidze’ye göre Trapezunt İoane Sabanidze’den başka kaynakların da onayladığı gibi Abkhaz Krallığı sınırları içine giriyordu: Özellikle 787 yılındaki kilise toplantısı sözleşme metinlerine “Pazisi yani Trabzon Episkoposu Kristefore” de imza atmıştır[15]; VIII. Yüzyılın ikinci yarısının Bizanslı yazarı Epifane Konstantinepoli’nin anlatımında “Lazeti şehri Trabzon” ifadesi onaylanmıştır. İsimsiz bir Ermeni “coğrafya” eseri Atina (Pazar), Rize ve Trabzon’un Batı Gürcistan sınırları içine girdiğini yazıyordu[16]. P. İngorokva belirtilen kaynaklara dayanarak E. Kekelidze’nin Abkhaz Krallığının güney sınırları kakkındaki görüşünü paylaştı. Yakın dönemde bu görüşe Ş. Glovel’de katıldı.[17] Konstantinepol kilise kürsü listeleri yani “Ektezis” verilerine göre Lazika Eparkiasında (patriklik bölgesi) metropolitlik merkezi şehir olarak Trabzon’un adının sadece IX. Yüzyıl sonunda geçiyor olması İoane Sabanidze’nin verdiği bilginin belgelenmesi için yeterli argüman olmamalıdır. Burada Trabzon’un Polemonis Pontos patriklik çevresinde isimlendirilmesinin siyasi durumun altını çizmediğinin kesinlikle göz önünde bulundurulması gerekir ve o kilise bağlılığının işareti olan kaynağı ifade eder. Örneğin siyasi bakış açısı ile VIII. Yüzyılın ilk periyodunda, yukarıda söz ettiğimiz III. Stefanoz “Gürcü ve Megrel Eristavı” ünvanı kullanıyordı ve o Kartli’yi de Egrisi’nin önemli kısmını da yönetiyordu. Kartli’de artık bağımsız bir apostolik kilise Mtskheta mevcut, yine III. Stefanoz’un yönetiminde olan yeterince büyük diğer topraklar var – Egrisi ise kilise olarak hala Konstantinepol dini bölgesine bağlı idi. Yani siyasi iktidarın yayılım alanı bu durumda kilise etki alanı ile örtüşmüyordu. Bu nedenle Konstantinepol kilise kürsü listeleri yani “Ektezis” verileri “Abkhaz Krallığının” toprak sınırlarını netleştirmek için kullanılamaz.

P.İngorokva’nın, yukarıda bahsettiğimiz İoane Sabanidze’nin görüşüne ve anonim Ermeni coğrafya eserindeki görüşe inandığı düşüncesine dönelim. Bu kitabın 1881 yılı Rusça basımında okuduğumuza göre “Kolkheti bir Asya ülkesi olup Pontos Denizinden Sarmatia’ya kadar ve Drakoni Nehrinden Kafkas Dağına ve Kolkheti’yi İveria’dan ayıran Küçük Kafkas Dağına [Likhi’ye kadar] kardardır. . . O, kendi içinde dört küçük ülkeye ayrılır: Margveli, Egreviki, Lazi, Çani, ki bu Khalteti [Khaldia] dır. . . Beş şehri vardır: Iani, Kota, Rodopolis, Atina, Rizoni ve başka birçok liman, yani deniz kıyısındaki şehirler arasında Trabzon var.”[18] Birbirinden farklı bu dört kaynak: İoane Sabanidze, Ermeni anonim eseri “Coğrafya”, Epifane Konstantinepoli ve 787 yılı kilise toplantısı verilerinin mutabakatı temelinde, Trabzon’un belli bir dönem boyunca gerçekten de önce Abkhaz Beyliği yine sonrasında Abkhaz Krallığı sınırları içine girdiği sonucuna varabiliriz.

II. Leon “Abkhaz Krallığının” kuruluşunda ülkenin ersitavlıklara bölünmesi ve krallığın bölgesel idare usulünü göz önünde bulunduran bir yönetim reformu gerçekleştirdi. Vakhuşti Batonişvili’nin bildirdiğine göre II. Leon Abkhaz Krallığını sekiz eristavlığa ayırdı: Tskhomi, Egrisi, Raça-Leçkhumi, Svaneti, Şorapani merkezli Argveti Eristavlığı, Vake merkezli Kutaisi Eristavlığı ve Abkhazeti Eristavlığının kendisi.[19] Her eristavlığın kendi bölgesi vardı ve kapsadığı alan belirlenmişti. II. Leon Eristavları sırasıyla “Abkhazeti’ye yerleştirdi ve Abkhazeti’yi ve Ciketi’ye denize kadar ve Hazar Irmağına kadar verdi; Tskhomi’ye yerleştirdi ve Egrisi’nin ilerisindeki Anakopi’dan Alania’ya kadar; Bedia’ya yerleştirdi ve Egrisi’nin doğusunu Tskhenistskali’ye kadar ona verdi; Odzrakho’nun bir kısmı ve Çoruh’un güney kesimleri Leon’a verildiğinde Odzrakho Eristavının karşısında durdu, Leon buraya Guria dedi ve kendi Eristavını yerleştirdi; Raça-Leçkhumi’ye Eristav yerleştirdi; Svaneti’ye yerleştirdi; Şorapani’den Rioni ve Khani Tskali’nin doğusu Likhi’ye kadar tamamen Argueti’ye; Kutaisi Vake Eristavlığını kurdu, Okribi ve Khani Tskali’nin batısında Guria’ya ve Rioni’nin batısında Tskhenitskali’ye kadardı.”[20] II. Leon’un yaptığı bölgesel yönetim reformu içerik olarak Parnavaz’ın Kartli Krallığını kurduğunda yaptığı yönetim reformu ile benzerlik göstermektedir. Parnavaz’a benzer şekilde, krallık iktidarını güçlendirmek için Leon da yerelde Eristavlık formunda merkezi yönetimin güçlü dayanaklarını kurmaya gayret edip başlarına da krala sadık resmi görevlileri getirdi. Kendine ait olan Abkhazeti’nin kendisi gördüğümüz üzere “Abkhaz Krallığının” sınırları içerisindeki Eristavlıklardan biridir.

II. Leon’un gerçekleştirdiği yönetim değişikliklerinden birinin Kutaisi’nin Abkhaz Krallığının başkenti ilan edilmesi olduğunu belirtmek gerekir. Vakhuşti’ye göre “Kutaisi kentini o inşa etti ve kaleyi yaptı, kilise yaptı, tahtın merkezini Anakopia’dan Kutaisi’ye taşıdı.” Bu siyasi hareket o zamana kadar atılan o önemli devlet adımlarının mantıklı şekilde devam ettirilmesi idi. Coğrafik ve siyasi olarak Kutaisi artık “Abkhaz Krallığının” merkezi idi ve doğal olarak bu eylem için belirleyci olan bu şehrin önemli jeopolitik konumu idi. Diğer taraftan bu olay Kolkheti Krallığından kaynaklanan ve Kutaisi’nin Batı Gürcistan’ın siyasi ve kültürel merkezini temsil ettiği  o tarihi gelenekle ilişkili idi. Tarihi kaynaklara göre II. Leon için burada da Anakopia çevresinde olduğu gibi yerel-yurt ortamı mevcuttur. Günümüz Abkhaz tarih yazımında bu siyaset Abkhaz Krallarının doğu yönüne yayılması  olarak değerlendirilmiştir.[21] Eğer bu böyle ise şu anlaşılmaz bir şey ki o zaman II. Leon kendi krallığının başkentini “işgal ettiği” bölgeye, kendisine düşmanlık besleyenlerle çevrili ve “işgal edilmiş” halkın bulunduğu çevreye neden taşıdı?

Şu gerçek de dikkat çekicidir ki “Matiane Kartlisay”ın meçhul yazarı tarafından II. Leon’un Batı Gürcistan’da “genişlemesi” Gürcü devleti için olumlu tarihsel olay kısmında inceleniyor. O, Abkhaz Krallarının devlet faaliyetlerini olumlu ve saygılı biçimde anlatmaktadır. Z. Papaskiri’nin açıkladığına göre Gürcü tarih yazımında “Abkhaz” krallarının sözde “işgalci” siyasetleri için tek anlatımı yanlızca şurada aramalıyız ki Gürcüler Abkhaz Krallarında “yabancı işgalcileri” görmüyor, daha çok Bagrationi hanedanlarını kabul ettikleri şekilde Abkhaz Krallarını Gürcü siyasi liderleri olarak görüyorlardı.[22]2 Daha da fazlası, bu “yayılma” durumunda da Gürcü tarih yazıcıları, işgalcilerin saldırılarına karşı ve iyi niyetli olmayan komşuların siyasetini aydınlatmak için yaptıkları gibi “işgalci” Leon’un siyasetine karşı gösterdikleri öfkenin biraz dahi olsa altını çizseydiler!

Kutaisi’nin “Abkhaz Krallığının” başkenti olarak ilan edilmesi ile “Abkhaz Krallarının” etnik kökenleri konusu arasında sıkı bir ilişki vardır. XIII. Yüzyılın Ermeni yazarı Vardan Arevelts’e göre Abkhaz Kralları Vakhtang Gorgasal’ın soyundan gelmektedir[23]. P. Uvarova[24], D. Bakradze[25], D. Gulia[26] ve başka araştırmacılar “Abkhaz” krallarının etnik olarak Yunan olduğunu kabul ediyorlardı. Rus bilim adamı V. Latişev onları Bagration soyuna bağlıyor.[27] Abkhaz tarihçiler Z. Ançabadze, Ş. İnal-İpa, M. Gunba, O. Bğajba, S. Lakoba[28] ve başkaları onların Abkhaz olduğunu kabul ediyorlar. M. Lortkipanidze’ye göre “Abkhaz Kralları” siyasi ve devlet faaliyetleri ile Gürcü devlet adamları idiler.[29] “Abkhaz” krallığı epigrafik eserleri ve başka tarihsel kaynaklar da benzer görüşü onaylamaktadır. Bunların incelenmesi ile temel alarak şu sonuca varabiliriz ki “Abkhaz” krallarının ulusal-devlet ve dini inanç bakımından aidiyetlerinin göstergesi o  maddesel ve dini kültür, aynı şekilde onların yürüttüğü devlet politikasıdır. Bu nedenle onların ulusal kimlikleri sadece Gürcü siyasi dünyasına aittir. Dolayısıyla “Abkhaz” kralları orta çağın harika Gürcü siyaset adamları galerisinde yer almaktadır.[30] Z. Papaskiri “Abkhaz” kralları etnik-kabile olarak kim olurlarsa olsunlar, kendi siyasi ve devlet faaliyetleri ile net bir şekilde Gürcü kültürel-siyasi ve devlet dünyasını temsil ettiklerini kabul ediyor ancak onların Abkhaz-Apsuva kökeni ihtimalini dışlamıyor.[31] P. İngorokva “Abkhaz Krallarının” etnik olarak Egrisili Patrikios’ların soyundan olduğunu kabul ediyordu.[32] X.Yüzyılın Ermeni yazarı İoane Draskhanakerteli ve takma adı Şakhup Bagratun olan yazar tarafından Abkhaz Kralının (III. Konstantine) ilkinde “Egrisi Kralı”, ikincisinde “Laz Kralı” olarak anılması bu görüşü doğrudan onaylamaktadır.[33]4

“Abkhaz Krallık Divanı” verilerine dayanarak P. İngorokva’nın görüşünü yeni argümanlarla güçlendiren T. Beradze ve M. Sanadze, Egrisili Patrikiosların (Patrikios Egrisi yani diğer adıyla Lazika krallarına verilen ünvandır-çevirmen notu) ve Abkhaz Krallık Divanında belirtilen şecerenin gözden geçiririlmesi temelinde, Egrisi Patrikioslarından Sergi Barnuki’nin oğlunun soyunu, “Leonid” hanedanının kökeni ile inandırıcı bir şekilde ilişkilendirdiler.5 “Abkhaz Krallarının” devlet ve din siyasetleri de bu görüşün lehine olup kimliklerini tanımlamaktadır. Kutaisi’nin taht şehri olarak ilan edilmesinin işgalci “yabancı” tarafından atılmış bir siyasi adım içeriğine hiçbir şekilde oturmadığı kesinlikle dikkat çekilmesi gereken bir gerçektir. Daha önce söylendiği gibi II. Leon için Kutaisi de Anakopia çevreleri de aynı yerel-vatan çevresidir. O elverişli bir anı kullandı ve başkenti Kolkheti/Egrisi’nin tarihsel merkezine taşıdı. Leon döneminde Kutaisi genişledi, önemli inşa çalışmaları yapıldı, yeni kaleler ve saray binaları yapıldı.6

II. Leon’un etnik kimliği onun attığı başka siyasi adımlarda da gayet iyi görünmekte olup o aynı zamanda o tutumunu kalan diğer Gürcü siyasi dünyasına karşı da göstermiştir. Bu bağlamda II. Leon’un Kartli Eristavı Nerse ile olan ilişkisi ve ona verdiği destek, taht varisinin Tao-Klarceti Bagraitonları ile yaptığı hanedan evliliği v.b. önemlidir. Vakhuşti’nin verdiği yukarıda da açıklanan şu bilginin altının özellikle çizilmesi gerekir: “sonra Odzrokhi Bölgesi’nin bir kısmı Çoruh’un güney kesimleri Leon’la birleşti ve Odzrokhi Eristavı’na karşı çıktılar, Leon oraya Guria dedi ve kendi Eristavını yerleştirdi”[34]. Bu bilgi Guria ve Çoruh halkının kendi istekleri ile Abkhaz Krallığı yetki alanı içine girmeyi seçtiklerini net bir şekilde onaylamaktadır. Dolayısıyla Kral Leon onlar için yabancı ve “işgalci” değil, daha da fazlası etnik olarak ve kültürel-dini inanç bakımından yakınları, yine Abkhaz Krallığı da – Arap hakimiyetinden korunmak için sığınaktı.

2006 ve 2007 yıllarında Abkhaz yazarlar O. Bğajba ve S. Lakoba tarafından yayımlanan çalışmalarda “Abkhaz” Krallığının kökeni ve kilise siyaseti ile ilgili gerek tarihsel kaynakların verdiği bilgiler, gerekse önceki dönem tarihçilerinin neredeyse tüm değerlendirmeleri görmezden gelinmiştir. “Abkhaz” Krallığını ulusal-devlet görünümü, halkının etnik yapısı ve “Abkhaz” Krallarının etnik aidiyeti onların yürüttüğü kilise siyasetinde iyi görülmekte olup Abkhaz krallarının kilise siyaseti açıkça Bizans karşıtı ve aynı zamanda Pro-Gürcü karakter taşıyordu.

O. Bğajba ve S. Lakoba’nın çalışmaları “Abkhaz” Krallığı dönemini geniş olarak incelemiştir ancak buna rağmen en önemli konu “Abkhaz” Krallarının kilise siyaseti her nasılsa yazarlar tarafından “göz ardı” edilmiştir. Oysa daha da fazlası var, Abkhaz tarih yazımının otoritelerinden biri eğer Z. Ançabadze ise, Ançabadze’nin Yunan kaynaklarına dayanarak yazdığına göre Abkhazeti “İsasever” ülke ve yöneticileri “İsa’nın dostları” idiler,[35] günümüz Abkhaz tarihçileri bu yönde önemli bir şey olmamıştır diyerek “Abkhaz Krallığının” kilise ve dini siyasetinin inceleme konusu olmamasını tercih ediyorlar. Onların iddiasına göre “Abkhaz” Krallığının kurucusu II. Leon’un kişilik oluşumunda Hazar annesinin büyük etkisi vardı, annesi sadece pagan dini geleneklerine saygı duyuyor ve Hazarların IX. Yüzyılda devlet dini olarak da ilan ettikleri Yahudi dini inancına sahipti[36]. Gördüğümüz gibi II. Leon’un devlet ve dini-inanç yönünün belirlenmesi için kaynaklarda sabit olan tarihi gerçekler anlatılmamış ve tarihi yönü gerçek dışı biçimde gösterilmiş, daha da fazlası, yazarların asılsız tahminleri ile okurlarda “Abkhaz” Krallığı ve “Abkhaz” Krallarının dini açıdan Hıristiyanlıktan ve dolayısıyla Gürcü dünyasından uzak olduklarını düşüncesinin oluşması istenmiştir. Yazarlar II. Leon’un gerçekte bu nedenle Hıristiyanlığa fazla önem vermediğini ve Abkhaz Krallığında “dini senkretizm” işaretlerinin tahminen onun krallığı döneminde ortaya çıktığını bu yüzden yazıyor olabilir. Yazarlar Likhni sarayının kuzey duvarındaki Davut Yıldızı içerisine yapılan haçı buna argüman olarak getiriyorlar[37]. Oysa benzer sembolle Hıristiyan dünyası sanatında ve Gürcistan’ın başka bölgelerinde sürekli karşılaştığımız gerçeğine dikkat çekmemiz gerekir. Daha da fazlası, bu Gürcü süsleme sanatı için belirleyici bir semboldür. Örneğin benzer örnekleri gerek Batı Gürcistan’da gerekse Doğu Gürcistan’da küçük formdaki süslemelerde görüyoruz ve bunu kendi dönemlerinde R. Shmerling[38], L. Khrukhov[39] ve başkaları araştırmıştır.

O. Bğajba ve S. Lakoba dini inanç konusuna da değiniyor ve Abkhazların özellikle pagan tanrıları Çeka-Kukhili’ye saygı duyduklarını, aynı şekilde ağaçlara tapmanın (özellikle meşe ağacına) v.b. de yaygın olduğunu yazıyorlar.[40] Abkhaz yazarlar bu görüşleri ile Abkhaz Krallığının dini-inanç durumu ve Abkhaz Krallarının kilise siyaseti hakkında tarih yazımında Z. Ançabadze, M. Lortkipanidze, P. İngorokva, Z. Papaskiri’nin yukarıda ifade edilen çalışmalarını ve iyi incelenmiş ve kabul edilen tüm tezleri reddediyorlar. Son dönemde yayımlanan A. Caparidze, B. Kudava, C. Gamakharia, T. Koridze, Ş. Glovel, L. Akhaladze’nin[41] çalışmaları ve başka çalışmalar net bir şekilde Abkhaz Krallığının feodal çağın Hıristiyan devleti olduğunu ve Abkhaz Krallarının özellikle Hıristiyanlık inancının güçlenmesi işine aktif biçimde dahil olduklarını belirtmektedir. Abkhaz Krallarının Gürcistan’ın neredeyse tümünde aktif biçimde yürüttükleri kilise inşaatları bunun açık argümanlarıdır. Daha da fazlası, onlar komşu Kafkasya halklarının Hıristiyanlaşması işi ile aktif olarak ilgileniyordu. Abkhazların pagan tanrılarına tapması gerçeğinin “Abkhaz Krallarının” devlet ve inanç işlerinde tamamen Hıristiyanlık inancının güçlenmesine hizmet ettiği Abkhaz Krallığı döneminin değil daha geç dönemin, orta çağın, özellikle XVII-XVIII. Yüzyılın hatta XIX Yüzyılın gerçeği olduğunun burada not edilmesi gerekiyor.

Belirtilen yazarlar Abkhaz Krallığının pagan-dini ideolojik yüzünün varlığına o sahte sonucu meydana getirmek, günümüz Abkhazlarında korunmuş olan putperestliğin tarihi temelinin Abkhaz Krallığının sinesinde aranması amacıyla, Abkhaz ve Hazar erken orta çağ devletlerinin hem siyasi hem de dini açıdan sıkı ilişkide olduklarını onaylayabilmek için ihtiyaç duydular.

Gürcü tarih yazımına karşı olan çalışmaların neredeyse tümü Abkhaz Krallarının dini-inanç siyasetini gözardı etmektedir. Gürcü ve yabancı yazılı kaynakları – sözlü anlatımlar, kilise belgeleri ve epigrafik anıtlar – onların dini aidiyetlerini gösteren belgelerdir. Bu kaynakların analizi “Abkhaz” krallarının kilise siyaseti konusunda yeni bir değerlendirme yapmamıza temel oluşturuyor.

“Abkhaz” Krallığının kilise siyasetini iki döneme ayırabiliriz: İlk etapta – VIII. Yüzyılın 90’lı yılları ile IX. Yüzyılın 60’lı yılları arasında “Abkhaz” kralları devlet inşaası konusuna daha fazla önem veriyordu. Özellikle bu dönemde II. Leon, II. Teodosi ve II. Demetre’nin çabaları esasen Bizans İmparatorluğuna yönelik ve Bizans kilisesi etkisinden kurtularak tam siyasi bağımsızlık elde etmeyi amaçlıyordu. IX. Yüzyılın ortalarından itibaren durum değişti ve “Abkhaz” kralları için daha aktif bir siyaset yürüterek hem Gürcü kilisesi hem de kalan Gürcü topraklarını birleştirebilmeleri için siyasi açıdan elverişli zaman geldi. Bu hedefin yeni bir aşamaya geçtiği I. Giorgi, I. Bagrat, III. Konstantine, II. Giorgi ve III. Leon’un kilise ve devlet siyasetinde açıkça görülmektedir. Abkhaz krallarının kilise siyaseti birkaç alana dağılmaktadır.

1.Bu siyasette temel olan şey Konstantinepol patrikliğine bağlı olmaktan çıkıp bağımsız hale gelmek.

2.Kilise inşaatlarının yaygınlaştırılması ve yeni kilise merkezlerinin kurulması.

3.Gürcü bağımsız kilisesi ile birleşmek için çabalamak.

4.Komşu Kuzey Kafkasyalı halkların Hıristiyan olması için mücadele ve bu yönde devlet sınırlarının daha güvenili şekilde korunmasının sağlanması.[42]

Gürcü kaynakları - “Matiane Kartlisay” Davit oğlu Sumbat, Vakhuşti, Gürcü epigrafik anıtları ve Konstantinepol dini çevresindeki kilise kürsü listeleri yani “Ektezis” verileri belli başlı Yunan kaynakları hep birlikte bu konuda aynı izlenimi veriyor. Zamanında bazı araştırmacılar bu probleme değinmiş ve bu araştırmaların sonuçları yine M. Lortkipanidze’nin eserinde belgelendiğine göre Batı Gürcistan’ın birleşmesi ve siyasi olarak Bizans etkisinden çıkmasından sonra Bizans’ın kilise hakimiyetine katlanmak imkansızdı. Egrisi-Abkhazeti devletinin Gürcü  siyaseti, Gürcü ortak devleti ile birleşme işinde Mtskheta’yı kilise olarak aktif biçimde kullanıyordu. Mücadele uzun ve ağırdı, siyasi bağımsızlıkta olduğu gibi Bizans’tan kilise olarak ayrılma da kademeli olarak gerçekleşiyordu.[43] Siyasi bağımsızlık elde edildikten sonra “Abkhaz Kralının” önüne tüm şiddeti ile kilisenin bağımsızlığı konusu çıktı; “Abkhaz Krallığı” kilisesi Konstantinepol (İstanbul) dini çevresinde sayıldığı müddetçe, Bizans İmparatorluğu ile karşı karşıya gelmiş olan II. Leon kendi kilise siyasetini yürütmeyi başaramazdı. Bunun dışında, Bizans İmparatorluğu kilise yoluyla bu batı Gürcü devletinin iç ve dış işlerine etki etmeye çalışıyor ve bu şekilde hakimiyeti altında tutuyordu. Vakhuşti Bagrationi’ye göre Abkhaz Krallığı II. Leon döneminde kilise olarak Bizans İmparatrorluğundan ayrıldı: “Abkhaz Katolikosluğunun Yunanlıların izni ile bağımsız hale gelmesi şaşırtıcıdır.”[44] Görüldüğü gibi –Lortkipanidze’nin yazdığına göre – Abkhaz Krallığının siyasi bağımsızlığı doğrudan Abkhaz Kilisesinin Bizans Kilisesinden ayrılmasına bağlıdır[45]. Bizans İmparatorluğu bu dönemde zorlaşmış iç siyasi ve dış gelişmelerden dolayı II. Leon’a karşı harekete geçemezdi. Yine “Abkhaz Krallığı” ile iyi ilişkilerin korunması amacı ile geçici olarak Batı Gürcistan kilisesinin bağımsızlığına razı olmak Bizans’ın işine gelmiş olabilir. Kıyı bölgesinde belli bir dönem daha Konstantinepol Kilisesinin hakimiyeti devam etti. Hepsinden daha önemlisi de Bizans İmparatorluğu Araplara karşı mücadele ettiği şartlarda “Abkhaz Krallığı” kendisi için önemli ve dikkate alınması gereken bir güçtü.

Kilisenin tam bağımsızlığını elde etmek için bir sonraki adımı atmak gerekti. Bu tarihi olaya işaret eden “Matiane Kartlisay”ın verdiği bilgiye göre: “Bagrat 830 yılında Abkhazeti’ye Katolikos yerleştirdi” Yani kaynağa göre Tao-Klarceti yöneticisi I. Bagrat Kurapalat Batı Gürcistan’da katalikosluk yani Bizans’tan bağımsız kilise kurulmasına destek veriyor. Görüldüğü üzere bu süreç uzun ve zordu ve bu işte Gürcü kral ve yöneticileri Abkhaz Krallarına destek verdiler. Abkhaz Katolikosluğunun Mtsketa Kilisesi ile birleşmesine gelince, bu kilise reformunun ikinci etabı olmalıydı.

II. Leon’un ölümünden sonra “Abkhaz Krallığı” tahtına sırasıyla çocukları II Teodos (806-825), II. Demetre (825-861) ve I. Giorgi (861-868) çıktı.

806 yılında II. Teodos kral oldu. Yukarıda belirtildiği gibi Kral II. Leon hayatta iken hazırlığını yaptı ve hanedan evliliği gerçekleştirerek güçlenen Tao-Klarceti siyasi çevresi ile kendi ilişkilerini kurdu[46]. Bu dönemde “Abkhaz Krallığı” henüz devletin inşası aşamasında idi ve doğuya doğru devletin sınırlarını genişletmek için fazla çaba sarf etmiyor, bunun yerine de Tao-Klarceti yöneticisi Aşot Kurapalat’ın Kakheti Korepiskoposu Grigol’e karşı yaptığı savaşta Aşot Kurapalat ile koalisyon oluşturuyor. Bunun haricinde, Tao-Klarceti Beyliği ve “Abkhaz Krallığı” arasında hanedan akrabalığı ilişkisi de vardı, bu ilişki “Kartli üzerine mücadele” yani Gürcistan’ın birleştirilmesi mücadelesinde birinci derecede öneme sahip olan Kartli’ye hakim olmayı amaçlayan ortak Gürcü çıkarları için de kurulmuştu.

Tarihi kaynaklarda Abkhaz Krallarının sadece Abkhaz Krallığı sınırları içerisinde değil daha da fazlası “Abkhaz Kralları” tarafından kademeli olarak birleştirilen Gürcistan’ın kalan tarihi bölgelerinde de yaptığı kilise inşaatları hakkında çok önemli bilgiler vardır. Bu açıdan “Matiane Kartlisay” ve üzerlerinde Abkhaz Krallarına ait yazıtların olduğu Gürcü epigrafik eserlerine ait veriler özellikle önemlidir. Kronolojik açıdan Abkhaz Krallarının kilise inşaası hakkındaki en eski bilgi, Abkhaz Kralı II. Demetre’nin (825-861) talebi ile Grigol Khandzteli tarafından Abkhaz Krallığı sınırları içindeki Ube Köyüne yapılan kilise inşaası tarihine değinen X. Yüzyıl Gürcü yazarı Giorgi Merçule’nin “Grigol Khandzteli’nin Yaşamı” adlı eserinde yer almaktadır. Giorgi Merçule çarpıcı şekilde Abkhaz Kralı II. Demetre’yi Hıristiyanlığı ile ve inanca başkoymuş biri olarak özel saygı ve hürmetle anlatmaktadır. “Kral Demetre Grigol’e kutsal peder diye hitap ediyor – işte isteğin yerine geldi ve rabbim benim yeni bir manastır inşa etmek isteyen kalbimin arzusunu da yerine getirdi. Senin isteğinle Abkhazeti’nin tümünü dolaşalım ve siz nerede buyurursanız o arazide manastır inşa edelim.” Gördüğümüz gibi Abkhaz Krallığı sınırları içerisinde kilise yapımı Kral II. Demetre’nin isteği idi ve doğrusu onun inisiyatifi ile Grigol Khandzteli kilise yapımına başlamıştır: “o zaman Mama Grigol, inançlı kral için manastırı inşa etti ve Ube adını verdi”. Kral Demetre’nin (825-861) anıldığı manastırın yazıtı bu tarihi olaya işaret ediyor. Bugün manastırdaki yazıt XII. Yüzyılın 40’lı yıllarına tarihlendirilmiş olmasına rağmen[47], onun IX. Yüzyıla ait olduğu sabit olup, bu yazıtta Davit Ağmaşenebeli’nin oğlu Gürcistan Kralı I. Demetre (1025-1056) değil Abkhaz Kralı Demetre anılmıştı. I. Demetre Bagrationi döneminde manastır restore edildiğinden dolayı “Kral Demetre” yazan yazıt onunla ilişkilendirilmiştir fakat burada anılan Abkhaz Kralı Demetre’dir. Bu olayda anlatılanlar ve epigrafik kaynakların inandırıcılığı temelinde anılan manastırın yapımının Abkhaz Kralı II. Demetre’nin (825-861) iktidar yıllarında yapıldığı sonucuna varabiliriz.

II. Demetre’nin 861 yılında ölümünden sonra, onun küçük yaştaki oğlu Bagrat’ın varlığına rağmen Abkhaz Krallığı tahtına Demetre’nin kardeşi I. Giorgi (861-88) çıktı. Görüldüğü üzere Giorgi’nin krallığı Bagrat’ın yaşının küçük olması nedeni ile gerçekleşmiştir. Kendi selefi gibi I. Giorgi de aktif devlet ve kilise siyasetini sürdürdü. O, Abkhaz Kralları arasında Doğu Gürcistan’ı birleştirmek için mücadeleye başlayan ilk kraldı ve bu sürece aktif olarak katılmış olup “Matiane Kartlisay”ın yazarı onun bu mücadelesine “Kartli üzerine mücadele” demiştir. Eğer IX. Yüzyıl başında  Kartli için yaptığı savaşta Aşot Bagration’a “Abkhaz Kralı” yardım ediyorsa bu kez IX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren de güçlenmiş Abkhaz Kralları bu mücadeleye kendileri katılmaya çabalıyordu. Şida Kartli’nin işlerine Abkhaz Krallığının karışması IX. Yüzyılın 60’lı yıllarından itibaren tamamen gerçekçi bir hal alıyor ve Kartli için mücadeleye sadece siyasi değil ekonomik anlam da veriyordu. Bu bakımdan, Abkhaz Kralının Şida Kartli çıkışı ve Dariali yolu için savaşması, aynı zamanda Berde’den (Azerbaycan’da) Gürcistan’a gelen, Alazani üzerinden Gavazi’ye (Kakheti’de) giden yolu ele geçirmeye çalışması dikkat çekicidir[48]. Sonraki zamanlarda Abkhaz Kralları mücadeleyi bu kez güney-doğu yönüne doğru genişletiyorlar.

“Abkhaz Kralı” I.Giorgi’nin (861-868) adı Armazi’de (Ksani vadisinde-Şida Kartli) bir kilisenin yapımı ile ilgili, kendi iktidarı dönemine denk gelen ve 864 yılı tarihli yazıtta anılmaktadır. Yazıtta şunu okuyoruz: “Allahın adıyla, ben Giorgi [Armazeli] (yönetici) kutsal kilisenin inşaasına “khelmtsipe” (hükümdar) Giorgi adına 864 yılında başladım.”[49]3  

IX. Yüzyılın 60’lı yıllarında, 864 yılında kilise inşaatının temeli atıldığında “khelmtsipe” yani hükümdar ünvanını Gürcü siyasi liderlerinden sadece “Abkhaz” kralları taşıyordu. Doğal olarak yazıtta adı geçen “khelmtsipe” “Abkhaz” kralı I. Giorgi olmalıdır.

Armazi yazıtının “Kral Giorgi” ile ilişkilendirilen kimliği doğrulanmıştır çünkü tam olarak o tarihlerde yani 864 yılı ve yakın tarihlerde I. Giorgi Kartli’ye kadar olan Abkhaz Krallığını yönetiyordu.[50] Başka kaynaklar da özellikle “Matiane Kartlisay” buna işaret ediyor: “Leon’un oğlu Abkhaz Kralı Giorgi kardeşleri Teodos ve Demetre ile geldi, Kartli’yi aldı ve Eristavi olarak (kralın yöneticisi) Çikha oğlu Demetre’yi bıraktı”.[51] Matianenin verdiği bu bilgi Gürcü tarih yazımında paylaşılmaktadır. M. Lortkipanidze’ye göre Tao-Klarceti yöneticileri bu dönemde bağımsız olarak Kartli için mücadele etmeyi başaramıyorlardı, bu sayede de “Abkhaz Krallığı” bundan yararlandı ve Kartli’yi birleştirmek için yapılan mücadeleye aktif olarak katıldı[52], bunu I. Giorgi’nin Kartli’yi “Abkhaz” Krallığının Eristavlığı olarak ilan etmesi izledi. Daha sonra Abkhaz Krallığı Şida Kartli’yi geçici olarak kaybetti fakat Armazi kilisesinin yapımının tam olarak Abkhaz Kralının yönetimi döneminde başladığı tartışmasızdır. Abkhaz Kralları tarafından Gürcü topraklarının birleştirilmesi için başlatılan mücadele bu inşaatın yazıtına yansımıştır[53].

Abkhaz yazarlar S. Lakoba ve O. Bğajba’nın bu siyaseti sıradan bir “işgal” siyaseti olarak adlandırıması ve Abkhaz Krallarının  böyle bir siyasetle sadece Abkhaz etnosunun yerleşim alanını genişlettiklerini kabul etmeleri dikkat çekicidir. Bu bağlamda, şu gerçeğe dikkat çekilmesi gerekir ki I. Giorgi sadece siyasi sınırların genişletilmesi taraftarı değil (Şida Kartli’nin birleştirilmesi) daha da fazlası, kilise siyasetinin aktif bir yürütücüsüdür (Kartli’de Azmazi Kilisesini yaptırması), yani Kartli O’nun için “işgal edilmiş” ülke değil kendisinin önemseyip ilgilendiği, kralın desteği ile kilise inşaatının devem ettiği bölgedir. Tahminen I. Giorgi, Batı Gürcistan kilisesinin Mtskheta kilise merkezi ile birleşmesini amaçlayan kilise reformunun ikinci etabını başlatan kişi olmalıdır. Bu birleşme tek seferde olmamış ve görüldüğü üzere bu süreç I. Bagrat (881-893) döneminde tamamlanmıştır.

Bu konu ile ilgili olarak şu gerçeğin gözönünde bulundurulması gerekir ki I. Giorgi siyasi sınırları doğu yönüne doğru genişleten ilk kraldır. Şu açıktır ki o zamana kadar da varolan kilise birliği ideali bundan sonra daha çok daha aktif ve siyasi açıdan da daha sağlam oluyordu. Gerçekte “Abkhaz Katolikosluğunun” Mtskheta kilise merkezi ile birleştiği süreç tam olarak bu dönemde başlamış olmalıdır. Abkhaz Krallık tahtında 868-881 yıllarındaki hanedanlık değişiminin I. Giorgi tarafından başlatılan kilise reformunun ikinci etabını geciktirdiği görülüyor ancak, I. Bagrat amcasının tahtını geri alıp kral olduktan sonra amcası tarafından başlatılan iş, daha önce söylediğimiz gibi I. Bagrat döneminde başarı ile taçlanmıştır.

Çocuk sahibi olmayan Kral I. Giorgi 868 yılında öldü. Kurallara göre Abkhaz Krallığı taht veraseti, I. Giorgi’nin kardeşi II. Demetre’nin oğlu olan ve I. Giorgi’nin Kartli Eristavlığını verdiği Bagrat’ın hakkı idi [54]. Abkhaz Krallığında bundan sonra, babası hayatta iken önce Kartli Eristavlığı görevi alan kralın oğulunun babası öldükten sonra Abkhaz Kralı olması geleneği yerleşti. Bagrat’ın, Giorgi’nin krallığının son yıllarında Kartli Eristavı olduğu görülüyor ancak I. Giorgi’nin ölümünden sonra Abkhaz Krallığı tahtını geçici olarak başka bir hanedan ele geçirdi. 868 yılında tahtı İoane Şavliani ele geçirdi, yine tahtın kanuni varisi Bagrat Bizans’a sığındı. Şavliani hanedanı Abkhaz Krallığını 881 yılına kadar yönetti. Bu dönemde Abkhaz Krallığı Şida Kartli’yi elinde tutmayı başaramadı ve Kakheti Kralları Şida Kartli’yi kendi yönetimlerine aldılar. 881 yılında Bizans İmparatorluğu Prens Bagrat’a gerçek anlamda yardımda bulundu ve “Yunan kral ordu verdi ve denizden gemilerle Abkhazeti’ye gelip İoane’nin oğlu Adernese’yi öldürdü (Bagrat öldürdü) ve Abkhazeti’yi ele geçirdi.” Bagrat, Abkhaz Krallığı tarihine I. Bagrat adı ile girmiştir. Onun krallığı döneminde “Abkhaz Krallığı” daha da güçlendi. I. Bagrat siyasi düşünce ile Guaram Mampali’nin kızı olan Adernase Şavliani’nin dul eşi ile evlendi. Batı Gürcü devleti bu dönemde güney Gürcü devletinin işlerine aktif olarak karışmaya başladı. IX. Yüzyılın 80’li yıllarından itibaren Bizans’ın desteği ile Abkhaz Krallığı tahtına yerleşen I. Bagrat, Bizans’a göç etmiş olan eşinin kardeşi, Guaram Mampali’nin oğlu Nosr’a yardım ediyor. I. Bagrat Nosr’u Bizans’tan getirdi, “emrine ordu verdi. Nosr Samtskhe’de üç kaleyi ele geçirdi: Odzrha, Cuartsikhe ve Lomsianta” [55] Bagrat’ın bu müdahelesi bu kez başarı ile sonuçlanmadı fakat sonraki yüzyılda onun soyundan gelen III. Leon artık Güney Gürcistan’da güçlü bir siyasi dünyayı ve Güney Gürcistan’ın bir kısmını, özellikle Cavakheti’yi yönetiyordu.

I.Bagrat’ın ölümünden sonra taht varisliği kuralı yine düzeltildi ve uzun süre boyunca taht babadan büyük oğula geçer oldu. 893 yılında Bagrat’ın oğlu ve kanuni varisi III. Konstantine (893-922) kral oldu. O, Gürcistan’ın birleştirilmesi için daha aktif bir siyaset yürütüyordu. IX. Yüzyıldan X. Yüzyıla girerken Abkhaz Krallığı Şida Kartli’yi kaybetmiş olup Şida Kartli geçici olarak yerel feodal beylerin eline geçti fakat 904 yılında III. Konstantine Şida Kartli’de gücü yeniden elde etmeyi ve Uplistsikhe’ye kendi Eristavını yerleştirmeyi başardı.

912 yılında Ebul-Kasım komutasındaki Arap ordusu Traskafkasya’yı  istila etti. Onların asıl amacı Ermenistan Kralı Sumbat Bagratun’u itaat altına almaktı. Sumbat düşmana karşı duramadı ve mütteifiki olan “Abkhaz” Kralı III. Konstantine’nin topraklarına sığındı. Ebul-Kasım’ın ordusu o dönem “Abkhaz” Krallığı sınırları içerisinde olan Kartli’yi istila etti. Abkhaz Kralı III. Konstantine de düşmana karşı durmayı başaramadı. “Kartli’ye girdi (Abusacisdze), Kartli’yi tahrib etti… Arapların Kartli’ye yerleşmemesi için Uplistsikhe duvarlarını yıktılar.”[56] Batı Gürcistan’ın bu saldırılardan kurtulduğu gerçektir, fakat Abkhaz Kralı görüldüğü gibi Arapların oraya yerleşip takviye etmemesi için yeni takviye edilmiş olan Uplistsikhe duvarlarını yıkmıştır. Ebul-Kasım’ın gitmesinden sonra III. Konstantine yine Doğu Gürcistan’da kendi siyasetini daha aktifleştirdi. Kakheti Korepiskoposu Kvirike III. Konstantine’yi Hereti’ye sefer yapması için davet etti. Kvirike, Kahkheti Kralı ve III. Konstantine birlikte Hereti’ye sefer düzenlediler, bunun sonucunda Hereti’deki iki kale Abkhaz Krallığı yönetimine girdi: Arişi ve Gavazi kaleleri. Gürcü epigrafik eserleri bu tarihi olaylara tanıklık etmekte, esasen bize Kral Konstantine tarafından yapılan kiliseler hakkında bilgiler vermekte fakat belirtilen dönemin siyası olaylarını da göz ardı edememektedir.

Eredvi ve Samtsevri kiliselerinin III. Konstantine’nin inisiyatifi ile inşa edildiği bu kiliselerin yapımını anlatan yazıtlarda belirtilmektedir. R. Mepisaşvili 1943 yılında Eredvi Aziz Giorgi Kilisesi cephesindeki yazıtı deşifre ederek kilisenin yapımı ile ilgili yazıtı okumuş olup kilisenin güney cephesinde bulunan yuvarlak sütunun üst kısmını şu yazı çevrelemektedir:

“Allahın adıyla, baba, oğul ve kutsal ruh adına, kutsal Meryem’in yardımı ile, Aziz Giorgi’nin yardımı ile, Allahın izni ile kral olmuş Aziz Kral Konstantine emretti ve Hereti’ye gitti, Hereti Kralını yendi ve oraya barış içinde yerleşti, sabah Alaverdi ibadethanesinde dua etti, Brdzeta’yı geçti, Vecini Kalesini bozguna uğrattı. İoane Tbeli’nin yönettiği Kartli’de, Kartli’nin özlenen Başpiskoposu Kvrakvare’nin duası ve Nikozeli Başpiskoposu Stepane’nin niyeti ile ben Teodore Taplaisdze 906 yılında temeli attım.”

Yazıtta kilise inşaatının başlangıç tarihi olarak 906 yılı okunmaktadır ancak yazıtta anlatılan tarihsel olaylar biraz daha sonra meydana gelmiştir. Belirtilen olaylar başka kaynaklara da tam olarak yansımış olup özellikle “Matiane Kartlisay” yazarının belirttiğine göre Ebul-Kasım’ın ikinci istilasından sonra “Korepiskopos Kvirike Abkhaz Kralı Konstantine’yi çağırdı, Hereti’ye gitti ve Vecinistsikhe Kalesine dayandı. Patrik Adernese onlara anlaşma teklif etti ve Abkhaz Kralına Arişi ve Gavazni’yi, Kakheti Korepiskoposu Kvirike’ye de Orçobi’yi verdi. Konstantine geldi, Alaverdi’de Aziz Giorgi önünde dua etti, ikona için altın bağışında bulundu, askerini yola koydu, ülkesine gitti, Korepiskopos Kvirike ona büyük değer verdi.”[57] Gördüğümüz gibi her iki kaynak da hem yazıt, hem de Matiane Kartlisay “Abkhaz” Kralı Konstantine’nin Hereti seferi hakkında aynı bilgileri vermektedir. Belirtilen sefer Matiane’nin bildirdiğine göre Ebul-Kasım’ın Gürcistan’ı ikinci istilasından yani 914 yılından sonra gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Eredvi Aziz Giorgi Kilisesinin yapımına Kral Konstantine’nin inisiyatifi ile mimar Tevdore Taplaisdze tarafından 906 yılında başlanmış ve 914 yılında tamamlanmıştır.

Kral Konstantine ve Kakheti Korepiskoposunun Hereti’ye düzenlediği ortak seferin tarihini anlatan ayrı detaylar Batı Gürcistan Kralının doğu Gürcü kutsallarına ilgisine dikkat çekiyor. “Abkhaz” Kralı bu dönemde Şida Kartli’yi sağlam şekilde elinde tutuyor, onun Şida Kartli’ye atadığı Eristavi bölgeyi Uplistsikhe’den yönetiyordu, Hereti seferinden sonra Konstantine Hereti’de de “Araşi ve Gavazni” kalelerini aldı[58]. Bundan sonra pratikte tarihsel Kartli tamamen (alanı gittikçe daralan Tiflis’deki Arap Emirliği hariç), “Abkhaz” Kralının hakimiyeti altında olup, bu Abkhaz Kralı tarafından IX. Yüzyılın 60’lı yıllarında temeli atılan siyasetin, Gürcü topraklarıın birleştirilmesi mücadelesinin harika bir sayfası idi.

III. Konstantine’nin kilise yapımı işlerinin araştırılması açısından, mülkün olduğu yerin yöneticisi Domninos ve Giorgi Tualoisdze ile ilgili ve Kral Konstantine’yi anlatan Samtsevrisi yazıtları önemli bir kaynaktır.

“†Kral Konstantine döneminde ben Domninos, Samtsevri yöneticisi ve Giorgi Tualoisde Ruvi’yi haç yeri olarak aldık (bu alan onlara verildi ve burası sadece haç ve Aziz Giorgi’ya tahsis edilmiş alandır) ve burası sadece kutsal haç ve Aziz Giorgi’ye aittir, dua ederken beni ansınlar (Aziz Giorgi’den kendisi için dua istiyor), Mesih dua ederken Giorgi Tualisdze’yı hatırlasın (Mesih Giorgi Tualisdze’ye dua etsin) ve bağışlasın. Amin” [59].

Yazıt Kral Konstantine’nin iktidarının 20. Yılına yani 912 yılına aittir. Eğer Eredvi Aziz Giorgi Kilisesi yazıtı ve “Matiane Kartlisay”ın yukarıda ifade edilen anlatımını dikkate alırsak “Abkhaz” Kralı III. Konstantine tam olarak bu dönemde Kartli’nin önemli bölümünü yönetiyordu.

Genel olarak Armazi, Eredvi, Samtsevri dini anıtlarında “Abkhaz” krallarının adlarının geçmesi makul şekilde onaylıyor ki büyük yapıları kralın iktidar yılları ile tarihlendirmek yerel ortak çevre ve kilise çevrelerinin temsilcileri için zorunlu idi.[60] Kral “işgalci” olsaydı elbette bu gerçekleşemezdi.

Abkhaz yazarlar S. Lakoba ve O. Bğajba’nın Samtsevrisi ve Eredvi yazıtlarını biliyor olması ancak bunlardan birininin (Eredvi) Kakheti’de olduğunu söyleyerek yeri hakkında yanıldıkları önemli bir gerçektir[61]2. Yazarlara göre bu Konstantine’nin Kartli’yi işgal ettiğine işaret ediyor, fakat onlar Kartli için Ermenistan Kralı ile Abkhaz Kralı arasında mücadele olduğunun altını çiziyorlar. O. Bğajba ve S. Lakoba’nın kitabında hiçbir yerde “Gürcü Krallığı” veya Kakheti Krallığı anılmamaktadır. Okuyucuda sanki bugünkü Gürcistan’ın doğu ve güney kesimlerinin o zaman Ermenistan Krallığı sınırları içerisinde olduğu ve Abkhaz ve Ermeni kralları arasında mücadele olduğu izlenimi bırakmaktadır.[62] Abkhaz yazarlar, epigrafik kaynaklar-Abkhaz Krallarının Gürcüce yazıtlarındaki gerçeği de yok sayıyorlar ve o kralların kendi işleri hakkındaki yazıları neden Gürcüce yazdıklarını, neden Yunanca veya Abkhazca yazmadıklarını hiçbir yerde anmıyorlar?! Oysa II. Konstantine’nin Yunanca bir yazısı üzerinde özel olarak duruyorlar ve o tek yazıt “Abkhaz” krallarının krallık sarayındaki işlerini Yunan dilinde yürüttüklerini “onaylayabilmek” için argüman olarak ortaya çıkarılıyor.

Kartli ve Kakheti’de konumunu güçlendirmeye çalışan III. Konstantine’ye tekrar dönelim. III. Konstantine bu amaçla, kendi siyasetini genişleteceği şartlarda arkasını güçlendirmek için Kakheti Korepiskoposu tarafı ile hanedan evliliği yaptı. III. Konstantine Alan kapısının devamındaki ülkeleri hakimiyeti altına almaya çalıştı yani O, Kartli’den Kuzey Kafkasya’ya giden stratejik ve ekonomik öneme sahip olan yolu kontrol altına almak için çalıştı. Ermeni tarihçi İoane Draskhanakerteli’nin verdiği bilgiye göre: “Egrisi Kralı Konstantine… orduyu topladı ve Gugarta ülkesi (Samşvildi Eristavlığı çevresi sıkça Ermenistan Krallığı etki alanına giriyordu. Dolayısıyla Ermeni kaynaklarında buranın yöneticisine bazen Kartli Pitiakhşisi bazen de Gugartta Pitiakhşisi deniyordu-çevirmen notu) ve Alan kapısı yakınlarında yaşayan halkı kendi yönetimi altına almak için Kafkas dağlarının vadilerinden kuzeye doğru yöneldi.”[63] Draskhanakerteli’nin bildirdiğine göre Abkhaz Kralının bu niyetine Ermenistan Kralı Sumbat Bagratun karşı çıktı. Abkhaz Kralı III. Konstantine’nin bu savaşta yenilgiye uğradığı gerçektir fakat Alan kapısı çevresindeki toprakları elde etmeyi Sumbat da başaramamıştır.

Görüldüğü kadarıyla III. Konstantine’nin Alan kapısını (Dariali) ele geçirmenin dışında çok daha fazla ve başka amaçları vardı. “Abkhaz Krallığı” Alanların Hıristiyanlaşması konusunda önemli yeri olanlardan biridir. Bizans İmparatorluğu Osetya’da Hıristiyanlığı yaygınlaştırmak için aktif çaba gösteriyordu ancak bu sorun IX.-X. Yüzyıllara kadar yine çözülememişti. Osetlerin Hıristiyanlığı daha öncesinden bildiği gerçektir ancak buna rağmen Hıristiyanlık oraya yerleşemiyordu. IX. Yüzyıldan sonra Osetlerin Hıristiyanlaşması nispeten başarılı olmuştur.[64] Bizans İmparatorluğu ve güçlenen “Abkhaz” Krallığı için Osetya üzerinde etkili olmanın büyük önemi vardı. M. Lortkipanidze’ye göre Bizans İmparatorluğu ile Egrisi-Abkhazeti Krallığı aynı anda Osetleri hakimiyetleri altına almak için çabalıyor ve bu amaçla iki ülke ideolojik imkanları, Hıristiyanlık inancını kullanıyor ve Hıristiyanlığı oraya sokmaya ve Alanlar arasında yaymaya çalışıyordu.[65] “Abkhaz” Krallığı Alanlar ve genel olarak Kuzey Kafkasyalı halklara yönelik daha önemli başka amaçları da oraya yönelik hareket ettiriyordu. Özellikle bu “Abkhaz” Krallığının kuzey sınırlarının güvenliğini sağlama çabası olmalıdır. III. Konstantine kendi faaliyetlerini tam olarak buna yönelik gerçekleştiriyor, özellikle O’nun desteği ile Alanlar arasında Hıristiyanlığın vaz edilmesi için piskopos gönderilmiştir. Bu tabii ki Bizans’ın çıkarlarına da uygundu, bu nedenle görüldüğü kadarıyla Bizans’ın yönetim çevreleri ve Yunan Patriği de Kral Konstantine’nin bu faaliyetlerini beğeniyordu. Bu tarihi olayları Bizans Patriği Nikoloz Mistikos’un (914-924) “Abkhaz” kralı II. Giorgi’ye yazdığı mektuplar anlatmakta olup[66], buradan anlaşıldığına göre Alanlar arasına Hıristiyanlığın girmesi işi III. Konstantine döneminde başlamıştır. Kral Konstantine’nin Alanlar ile ilgili çıkarları Konstantine Alan kapısını (Dariali) birleştirme kararı aldığında belirginleşti ancak orayı hakimiyeti altına almayı başaramadı. Gördüğümüz gibi bu mücadele “Abkhaz Krallığı” sınırlarının Kuzey Kafkasyalı halklar tarafından gelecek tehlikelere karşı güvenliğini sağlamlaştırmayı gözönünde bulunduran o büyük siyasetin parçası idi ve dolayısıyla orada Hıristiyanlığın vaz edilmesi “Abkhaz” Krallığı için önemli bir ideolojik dayanak olurdu.

III. Konstantine tarafından başlatılan büyük siyasetin oğlu II. Giorgi (922-957) tarafından devam ettirildiği görülüyor. II. Giorgi’nin krallığının ilk yıllarında kardeşi Bagrat Giorgi’nin tahtı ile çekişiyordu ancak Bagrat kısa zamanda hayatını kaybetti ve Giorgi “tüm Abkhazeti’yi ele geçirdi”. Bu dönemde “sruliad Abkhazeti - yani tüm Abkhazeti” sadece Abkhazeti’nin kendisine veya Batı Gürcistan’a değil Şida Kartli ve Hereti dahil tüm Abkhaz Krallığı topraklarına deniyordu.

Kaynaklar Abkhaz Kralı II. Giorgi’nin kilise inşa eden, dindar ve yoksullara karşı merhametli bir karaktere sahip olduğunu belirtiyor. “Matiane Kartlisay”ın meçhul yazarının ifadesine göre “o iyilik dolu ve görkemli” idi; dindar idi, kilise yapıcı, yoksullara karşı merhametli, cömert ve mütevazi, iyilik ve fazilet dolu.”[67] Vakhuşti Bagrationi de benzer özelliklerini anlatıyor: “Kral Giorgi Allahtan korkan ve seven, edalı, mantıklı, korkusuz, merhametli, cömert, kilise inşa eden, dul ve yetimlere karşı toleranslı”.[68].3 Herhalde herhangi bir ülkenin tarih yazımının komşu bir halkın “işgalci” kralını gelecek nesillere böyle olumlu şekilde anlatması pek anlaşılır olmasa gerek. Gürcü tarih yazımında “Abkhaz” krallarının devlet ve aynı şekilde kilise siyaseti hususunda yaptıklarına yönelik bu ilgi, yukarıda söylendiği gibi şüpheye yer bırakmayacak şekilde onların etnik kimliğini, Gürcü devlet tarihindeki yerlerini ve rollerini göstermektedir.

IX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Bizans İmparatorluğunun iç ve dış durumu keskin şekilde gelişti ancak yine de Batı Gürcistan’da eski etkisini yeniden tesis etmeyi başaramadı. Bundan sonra Bizans İmparatorluğu Batı Gürcistan’a karşı taktik değiştirdi ve Gürcistan’ın bu kesiminde formalite düzeyinde bari olsa etkisini korumaya çabaladı. “Bu dönemde Gürcülerin bağlılığı – İvane Cavakhişvili’nin yazdığına göre – sadece görünüşte imiş ve gerçek siyasi bağlılıktan ziyade, büyük ve küçük krallıklar arasındaki ilişkiye daha çok denk geliyordu.”[69] Buna rağmen bu formalitik bağlılığı İmparatorluğun yöneticileri sadece Gürcistan’a karşı değil başka Hıristiyan ülkelerin krallarına karşı da büyük bir gayretle koruyordu. “Abkhaz” krallarına verilen taçlandırma-hitap ve yönetim kuralları dikkat çekicidir. Bizans İmparatorluğu Patriği Nikoloz Mistikos Abkhaz Kralı II. Giorgi’ye “eksusiast” veya “görkemli eksusiast” diye hitap ediyor fakat ona hiçbir zaman “kral” demiyordu. “Abkhaz” krallarını bu ünvanla anmıyor olsalar da buna rağmen Bizans onları yine de bağımsız yönetim sayıyordu. Nikoloz Mistikos II. Giorgi’nin “kral değerinde” olduğunu da konuşuyor ve ona hiçbir yerde “kral” ünvanı ile hitap etmiyor. Bizans Patriği Kafkasya’nın hiçbir kralı ve yöneticisini “kral” ünvanı ile anmıyorken bu gerçek II. Giorgi’nin büyük otoritesine ve siyasi bağımsızlığına işaret ediyor.

Nikoloz Mistikos’un mektuplarından görülüyor ki Bizans “Abkhaz” Krallığının Kuzey Kafkasya’ya yönelik başlattığı siyaseti devam ettirmesini istiyor. İlk mektupta II. Giorgi’ye babasının faaliyetlerini hatırlatıyor ve onun da bu yolda devam etmesini öneriyor. “Sen yeterince bilinçli ve bilgesin ve babanın faaliyetlerini biliyorsun, insanın kurtuluşu için, Allahın adını yüceltmek için, genel olarak… faaliyetlerinle onun yanında ol”[70] (Alan episkoposluğu kastediliyor). Nikoloz Mistikos’un başka mektuplarından iyi görülüyor ki “Abkhaz” Kralı II. Giorgi babasının başlattığı işi başarı ile sürdürdü ve Alania’da (Osetya) Hıristiyanlığın yayılması işine doğrudan katıldı “sen Allahın tanınması yönünde katkı sağladın ve Alanların yöneticisini ve kendilerini aydınlattın, bununla birlikte sırra erdiler” – diye yazıyor Bizans Patriği.[71]2 Görüldüğü gibi “Abkhaz” Kralı Alan yöneticisi ve yakınlarını Hıristiyanlaşması işine doğrudan katılıyordu. [72].

“Abkhaz” Krallarının Kuzey Kafkasya’ya yönelik yürüttükleri siyaset “Abkhaz” Krallığının siyasi etkisini bu bölgede yaymaya ve yukarıda söylendiği gibi aynı zamanda kuzey tarafından gelecek tehlikelere karşı krallık sınırlarının güvenliğini artırmaya yönelikti. Batı Gürcistan’dan Osetya’ya giden yollardaki Gürcü Ortodoks kiliselerinin varlığı ve Oset dilinde tespit edilip onaylanmış olan Gürcüce Hıristiyanlık terminolojisi bu gerçeğe işaret etmektedir. [73]

II. Giorgi’nin din hususundaki siyaseti “Matiane Kartlisay” ve Nikoloz Mistikos’un mektupları dışında başka kaynaklarda da onaylanmaktadır. Örneğin gerek kitabe gerekse kabartma şeklindeki Gürcü epigrafik anıtları II. Giorgi’nin bu yöndeki faaliyetlerini anlatmaktadır. II. Giorgi’nin döneminde onun inisiyatifi ile Çkondidi, Khopi (Kvapi) ve Kiaçi kiliseleri inşa edildi. Bu bilgi yukarıda belirtilen Gürcü yazıtlarında verilmektedir.

Çkondidi (Martvili’de) Kilisesi yapımının tarihi “Matiane Kartlisay” da anlatılmaktadır: “Çkondidi Kilisesini inşa etti, episkoposluk olarak kurdu ve onu tekrar inşa etti.[74]” Matiane’de kilise inşaatı tarihi ile ilgili bilgiyle bugünkü tarihlendirme uyuşmamaktadır. G. Çubinaşvili ve N. Aladaşvili’nin özel araştırmaları ile Çkondidi Kilisesinin VII. Yüzyılda inşa edilmiş olması gerektiği doğrulanmıştır.[75] Bu anıtın yazıtlarında yaptığı araştırmaya dayanarak V. Silogava “Matiane Kartlisay”ın Abkhaz Kralı II. Giorgi’nin Çkondidi’de episkoposluk merkezi katedrali kurduğuna dair bilginin doğru olduğu sonucuna varmış fakat fakat buradaki kilise VII. Yüzyılda yapılmış, Abkhaz Kralı II. Giorgi belirli bir oranda ilave inşaat yaptırmıştır: kiliseyi yeniledi, episkoposluk merkezi ve başka üniteler inşa etti.[76]7 Kilisenin yapımı ile ilgili yazıta gelince orada 996 yılında III. Bagrat (978-1014) tarafından vaftiz bölümünün yapımını anlatıyor.

II. Giorgi tarafından yaptırılan Gudauta İlçesindeki Khopi Aziz Nikoloz Kilisesindeki, kilisenin yapımını anlatan yazıtta şu ifade ediliyor:

“[†] bu kutsal kiliseyi inşa etti [. . .] başrahip, [.]… Kral Giorgi, kızı Gurandukhti doğduğunda, Aziz Nikoloz adına.”[77]

Yazıtın içeriğine göre Khopi Kilisesi Aziz Nikoloz adına inşa edilmiştir. Yazıtın tarihine gelince, V. Silogava’nın tahminine göre yazıtın paleografisi XII. Yüzyıla aittir ve “yazıtta adı geçen Kral Giorgi’nin - Birleşik Gürcistan Kralı III. Giorgi (1156-1184) olduğunu kabul edebiliriz, buna göre yazıt 1156-1178 yıllarına aittir.”[78] Fakat bu yazıtla ilgili ilk yayını yapan A. Avidzba’nın verdiği bilgiye göre Khopi yazıtlarında adı Guarandukhti olan kadının adının ortaya çıkarıldığı dönem okunuyordu[79] (L. Şervaşidze’nin okumasına göre), bu yazıtın tarihlendirilmesi ile ilgili önceki görüşten farklılık gösterir. Gurandukhti’nin Egris-Abkhazeti Kralı II. Giorgi’nin (922-957) kızı olduğu, Tao-Klarceti’ye gelin gittiği ve “Gürcü Kralı” II. Bagrat Bagrationi’nin (958-994) oğlu Gurgen’e eş olduğu biliniyor. Yazıt Gurandukhti’nin doğumuna istinaden Khopi Aziz Nokoloz Kilisesi duvarına yerleştirilmiş olup II. Giorgi kiliseyi kızının doğduğu yıl tamamlanmış olmalıdır; dolayısıyla yazıtta adı geçen kral “Abkhaz” Kralı II. Giorgi olup Khopi Aziz Nikoloz Kilisesi onun inisiyatifi ile yapılmıştır.

Gürcü kabartma yazıtları II. Giorgi’nin Kiaçi Kilisesine özel olarak yaptığı büyük bağışları anlatmaktadır. O Kiaçi Kilisesine özellikle gümüş tütsü kabı (buhurdan) ve yazı takımı bağışı yapmış olup bunlara Kiaçi ikonları da diyorlar[80]. Gümüş buhurdan üzerinde şöyle yazıyor: “† kutsal kilise, bana yardım et, Kral Giorgi’nin Rabbının önünde”.[81]

G. Çubunaşvili’nin gümüş buhurdanı inceledikten sonra ifade ettiğine göre bu erken dönem Gürcü kabartma sanatının mükemmel bir örneğidir ve yazıda adı geçen Kral Giorgi “Abkhaz” Kralı II. Giorgi’dir.

Kiaçi ikonunda mevcut yazının da ifade ettiğine göre o Kral Giorgi’nin inisiyatifi ile hazırlanmıştır.

“Allahın adıyla, ben Kral I. Giorgi, bu kutsal Kiaçi Kilisesine kendi ruhuma dua edilmesi için  yazı takımını bağışladım. Rahipler, Mesihe yönelik dua icra ederken beni anın, amin. Kutsal Meryam ana bana yardım et, ben Kral Giorgi, senin oğlunun (Mesihin) ve bizim Allahımızın önünde.

G. Çubinaşvili Kiaçi ikonunu (yazı takımı) gümüş buhurdan ile birlikte sanat açısından inceledi ve X. Yüzyılın ilk yarısına, II. Giorgi’nin krallık yılları dönemine ait olduğunu belirtiyor.

Görüldüğü gibi Abkhaz Krallığının devlet ve kilise siyasetinin temelini henüz IX. Yüzyılın 60’lı yıllarında I. Giorgi attı ve daha sonra I. Bagrat ve III. Konstantine döneminde daha da genişledi, “Abkhaz” Krallığının varolduğu süre içerisindeki en başarılı dönem olan II. Giorgi döneminde ise yeni bir boyuta geçti. X. Yüzyıl Ermeni tarihçisi Ukhtanes bu dönemin “Abkhaz” Krallığı hakkında yazıyor ve bu ülkenin nasıl genişlediğini ve geliştiğini, Pontos Denizi kıyılarında yayıldığını ve sınırlarının Ermeni ve Alan sınırlarına kadar genişlediğini yazıyor. . . Bu halk ilk ülkelerinde kendilerine İberler diyordu, yine burada Gürcüler deniyor ve bu ülkenin adı Abkhazeti’dir[82]. Ukhtanes’in verdiği bu bilgi Abkhaz Krallığının halkını etnik Gürcülerin oluşturduğu gerçeğinin doğrudan onayıdır. Abkhaz tarihçiler O. Bğajba ve S. Lakoba[83] dahil olmak üzere bugünkü Abkhazeti’nin tarihini değiştirmek, sahte tarih oluşturmak için çabalıyorlar ve sürekli olarak Ukhtanesi’nin verdiği bilgilerin sadece ilk kısmına atıfta bulunuyor, Abkhazeti’nin geniş devletinin halkının etnik kimliğinin işaret edildiği ikinci kısmını ise okuyucudan saklıyorlar[84].

Abkhaz Kralı II. Giorgi’nin devlet siyasetinin önemli kısmı Kakheti’yi birleştirme mücadelesinden oluşuyordu. Korepiskopos Padla’nın ölümünün ardından Kakheti feodallerinin bir kısmı II. Kvirike’nin (929-976) iktidarını tanımadı ve Kakheti’yi Abkhaz Kralı II. Giorgi’ye vermeye karar verdiler. “sonra Aznaur Gardabaneli karşı durdu, Kral Giorgi’ye serzenişte bulunmaya başladılar. Kral Giorgi sefer düzenledi, Kakheti’ye gitti, istila etti, tahrip etti. . . Tekrar Atena’ya gitti ve kendi oğlu Leon Kartli Eristavı idi”[85]. Kakheti için savaşta Matiene yazarının bildirdiğine göre, Giorgi’nin büyük oğlu Leon’un Eristavi olarak oturduğu Kartli önemli bir dayanaktı. Korepiskopos Kvirike Kral Giorgi’ye Ucarma, Boçorma, Lotsobani ve Nakhçevani kalelerini “Abkhaz” kralına teslim eden kendi kardeşi Şurta’yı gönderdi. Giorgi kolaylıkla bu kaleleri almayı başardı. Khançevani’nin alınmasından sonra “Korepiskopos Kvirike bir şeyi kalmadığını anladığında hayatta kalmasını ve bırakılmasını talep ederek Kakheti’yi Kral Giorgi’ye terk etti.”[86] Görüldüğü gibi Kral Giorgi Korepiskopos Kvirike’yi ele geçirdi, Kvirike hayatının bağışlanmasını istedi ve Kral Giorgi’ye Kakheti’yi bıraktı. Oğlu Kartli Eristavi Leon’un Kakheti Korepiskoposu Kvirike’yi sağ bırakmama isteğine rağmen Kral Giorgi oğlunu dinlemeyip Kvirike’yi serbest bıraktı. Daha da fazlası Kvirike’nin isteğine müsamaha gösterip ilkbahara kadar Boçormi Kalesini ona bıraktı. Bu arada Kartli Aznaurlarından bir grup Kvirike’nin yanına giderek Kral Giorgi’ye karşı savaşta ona yardım teklif ettiler, onların yardımı ile “Kvirike topraklarını geri aldı” diyor “Matiane Kartlisay” yazarı.

Buna rağmen Kral Giorgi Kakheti’yi birleştirmek için mücadelesin sürdürdü. Onun ana siyaseti Gürcistan’ın birleşmesine yönelikti ve doğal olarak Kakheti’yi bırakamazdı. 956 yılına yakın zamanlarda Kakheti’nin birleştirilmesi için kendi oğlu – Kartli Eristavı Leon’u gönderdi. “Ordusunu yine gönderdi ve ordunun başında oğlu Leon’u görevlendirdi. Gitti ve Kakheti’yi ele geçirdi, bu sırada ona bir haber getirdiler: büyük ve Rabbını seven Kral Giorgi ölmüştü.”[87] Gördüğümüz gibi Leon babasının verdiği görevi yerine getirmeyi başardı fakat Kral Giorgi’nin ölümü Kakheti’nin birleştirilmesi konusunun ertelenmesini zorunlu kıldı. O, acil olarak Kakheti Episkoposu Kvirike ile antlaşma yaptı ve Kutaisi’ye döndü.

957 yılında Abkhaz Krallığı tahtına III. Leon (957-967) oturdu. Kaynaklara göre Kral Giorgi’nin dört oğlu ve bir kızı vardı: Leon, Demetre, Teodos, Bagrat ve Gurandukhti. Abkhaz Kralı iki oğlunu – Teodos ve Bagrat’ı en başında, kendi ölümünden sonra kardeşler arasında taht savaşı patlak vermesin diye Bizans’a gönderdi “ölümünden sonra onlar arasında çatışma olmasın diye”[88]5. Buna rağmen Teodos'un yine de geri dönmüş olması tahta sahip olma konusunda ciddi amacı olduğunu gösteriyor. 957 yılında Leon tahta çıktığında karşıtı yoktu ve O enerjik biçimde babasının siyasetini sürdürdü; Kral olduktan sonra Kartli’nin kalan topraklarını birleştirmek için mücadeleyi yeniden başlattı. Leon kendi krallığının ilk yıllarında Cavakheti’yi birleştirmeyi başardı ve oraya kendi güvenilir görevlisi Zviad Maruşania’yı Eristavi olarak yerleştirdi. Bu tarihi gerçeği Kumurdo Kilisesi yatızı onaylamaktadır.

"Rabbın yardımı ile Episkopos İoane kilisemi inşa etti, günahkar Kral Leon’un isteği ile, Rabbim 964 yılında Mayıs ayında ve bugün cumartesi günü Zviad’ın Eristavlığını yüceltsin. Mesih korusun senin kulunu. Amin."

Yazıtın metninde tarih olarak 964 yılı verilmektedir. Tarihi belirleyen argüman olarak Kral Leon’un anılması da mümkündü. Yazıttan anlaşıldığına göre Abkhaz Kralı III. Leon yaklaşık olarak 964 yılında yani kendi krallığının 7. Yılında artık Cavakheti’yi de yönetiyor, onun iktidarını Zviad Eristavi temsil ediyordu. Tarih yazımında “Abkhaz” Krallarının Kartli ile birlikte Cavakheti’yi de yönettiği kabul edilmektedir. Sözlü anlatım kaynaklarından görüldüğüne göre Egris-Abkhazeti Kralları kendi güçlerini Gürcistan’ın Güney yönüne doğru da genişletiyordu. Kumurdo Kilisesi yapımını anlatan yazıtı bunun açık bir onayıdır.

III. Leon Kakheti’yi birleştirmek için aktif siyaset yürütüyordu. Leon “Kvirike’ye karşı yine düşmanlığa başladı ve büyük bir ordu ile Kakheti’ye sefere çıktı. Aragvi’ye geldi, Mukhrani, Kherki ve Bazaleti’yi ele geçirdi.” fakat Mematianenin sözlerine göre Kral sefer sırasında “hastalandı ve öldü”.[89] Gördüğümüz gibi III. Leon babasının başlattığı işi sonuna kadar götürmeyi başaramadı ancak “Abkhaz” Krallığının sınırlarını başka yönde, özellikle güney-doğu yönünde genişletti.

Tarihi kaynaklar hem Kral Giorgi’yi hem de III. Leon’u İsa’yı seven, kilise yapan ve dul-yetimlerin koruyucusu krallar olarak tanımlamaktadır. “Matiane Kartlisay”ın verdiği bilgiye göre “Rab onun krallığını tıpkı babasında olduğu gibi büyüttü. O Allahı sever, iyilikle dolu idi. Mokvi Kilisesini o inşa etti ve episkoposluk kilisesi olarak kurdu, tüm yapılarını tamamladı”[90]. Yukarıda belirtilen kaynakların işaret ettiğine göre III. Leon kendi atalarının başlattığı devlet ve kilise siyasetini başarılı şekilde yürütüyordu. Örneğin Tsirkoli Kilisesi yazıtında şunu okuyoruz: “Daniel der ki: Rabbim beni aslanını hatırla! Başmelek Gabriel’i hatırla (ki cezalardan kurtul) Kral Leon”; yine Khobi Kilisesinde günümüze kadar korunmuş gravür yazıttaki Meryem Ana ikonunda Kral Leon adı ile şu okunuyor: “† Kutsal Meryem, Kral Leon’un ruhuna Mesih önünde yardım et koru”.[91]

Şu gerçek önemlidir ki, Abkhaz yazarlar S. Lakoba ve O. Bğajba kendi eserlerinde II. Giorgi ve III. Leon tarafından gerçekleştirilen devletle ilgili faaliyetleri gözardı ediyor ve gereksizce onları “işgalci” krallar olarak ortaya çıkarmaya çabalıyorlar.

967 yılında III. Leon’un ölümünden sonra kardeşi Teodos taht için çekişmesine rağmen III. Demetre (967-975) kral oldu. Kardeşine karşı savaşan Teodos’a Meskhi aznavurların destek verdiği doğrudur ancak Demetre onu ele geçirdi ve gözlerini çıkardı. Demetre karşıtları çok olduğundan gözleri görmeyen Teodos’un daha sonra da taht mücadelesini sürdürdüğü görülüyor. Bu şartlar altında, 975 yılında III. Demetre’nin ölümünün ardından, gözleri görmeyen, çocuk sahibi olmayan Teodos tahta çıktı, Teodos’un tek varisi, Teodosu’un kızkardeşinin oğlu, “Abkhaz” Kralı II. Giorgi’nin kızdan torunu, ve “Kartvelta (Gürcü)” Kralı II. Bagrat “Reguen’in” torunu Bagrat Bagrationi idi. X. Yüzyılın 70’li yıllarından sonra “Abkhaz” Krallığı tarihinde, Gürcistan’ın birleşmesi ile sonuçlanan yeni bir dönem başladı.

“Abkhaz” Krallığının kültürel-devlet görünümünün sunumunda Batı Gürcü kilisesinde çalışan kilise mensuplarının, “Abkhaz” kralları ve yerel halkın isteği ile gerçekleştirilen, sadece Gürcü dilinde olan ve Gürcü yazısı ile yazılmış olan yazılı örneklerin son derece büyük önemi vardır.

Bilindiği üzere ortaçağ Gürcistan'ında Gürcü yazını ve kültürünün merkezlerini kilise teşkil ediyordu. Kilise Gürcü kültürünün ve yazımının, Gürcü maneviyatının kökeni, ana damarı idi. Gürcistan’da VI. Yüzyılda manastır yaşamının temeli atıldı. Bu, Gürcü kültürünün en önemli merkezleri haline gelen, VIII. Yüzyıldan sonra Tao-Klarceti’de Grigol Khandzteli tarafından kurulan ve orijinal ve tercüme, genel veya dini eserlerin oluşturulduğu, el yazması eserlerin çoğaltıldığı kilise-manastırlarda özel bir yükseliş gösteriyor; boyama ve resim öğreten mükemmel okullar, farklı kaligrafik eğilimler v.b. burada oluştu. “Abkhaz” Kralı II. Demetre tarafından Grigol Khandzteli’nin Ube Manastırı ve kilise merkezinin kurulması için davet edilmesi “Abkhaz” Krallığında Grigol Khandzteli tarafından kurulan kilise merkezlerinin ideolojik etkisine ve kültürel-dini birliğe işaret eder. Bu kültürel birlik geleneksel olarak daha sonra da devam etti. “Abkhaz” Krallarının inisiyatifi ile yapılan yeni kilise merkezleri Ube, Armazi, Martvili, Khopi, Mokvi, Tsirkoli, Khobi, Samtsevrisi, Eredvi Gürcü yazımının, eğitiminin ve kültürünün merkezlerini temsil ederler ve sadece “Abkhaz” Krallığı döneminde değil sonraki yüzyıllarda da sürekli olarak öncü kültürel eğilimlerin lokomotifi ve yeni kültürel başlangıçların inisiyatif yerleridir.

Bu olaya kaynak oluşturan “Abkhaz” Krallığının siyasi ve dini bağlılığıdır. Bunun oluşumu ve yerleşmesi için yapılan mücadelede Bizans etkisinden bağımsız olan kilise ve batı Gürcistan halkı “Abkhaz” krallarının yanında durdular. Onlar yalnızca kilise devlet hakimiyetini kurmayı başarmakla kalmayıp kalan Gürcü topraklarınıın birleştirilmesi ve birleşik Gürcü devletinin yeniden inşa edilmesi için mücadeleyi yeniden başlattılar.

Dolayısıyla şu da dikkat çekicidir ki Gürcü kültürünün seçkin temsilcileri, kilise ve kilise dışından kişiler kendi adlarıyla faaliyetlerini sürdürüyorlar. Bu açıdan X. Yüzyıl Gürcü himniogarf ve tercümanı Stefane Sananoisdze’nin, II. Giorgi döneminde Gürcü kültürünün önemli bir merkezi haline gelen Martvili Kilisesinde yazı faaliyetleri önemlidir. Büyük Gürcü himnograf ve muhteşem “Ağdgomis Sagaloblebi” nin sahibi İoane Mişçkhi aynı II. Gorgi yönetiminden yararlanıyordu.[92] Martviloba için “Abukura’yı” yapan Mikael Sabatsmindeli’ “Abkhaz” Krallığının yerlisidir.[93] Egrisi-Abkhazeti krallarınının VIII.-X. Yüzyıl tarihini anlatan “Abkhaz” Krallık Divanı “Abkhaz” Kralı Konstantine’nin siparişi üzerine ve Gürcüce yazılmıştır [94].

Gerek yukarıda açıklanan gerçekler, aynı şekilde “Abkhaz” Krallarının buyruğu ile yapılan ve bize kadar ulaşan ve Gürcü asomtavruli alfabesi ile yazılmış olan tüm yazıtlar kesin olarak gösteriyor ki “Abkhaz” Krallığının devlet dili ve kilise dili sadece Gürcüce, aynı şekilde dini kültürü de sadece Gürcü dilinde idi. Bu krallığın tarihine değinen neredeyse tüm araştırmacılar[95], Abkhaz tarihçiler[96] de dahil bu gerçeği kabul etmektedir. Buna rağmen, günümüz Abkhaz tarih yazıcılığı temsilcileri M. Gumba, O. Bğajba ve S. Lakoba bu konuya özellikle değinmemekte ve gözardı etmektedir. Abkhazeti’de (Abhazya) yazının gelişme tarihini verimli şekilde ilk inceleyen kişilerden birinin Kh. Bğajba (O. Bğajba’nın babası) olduğu önemli bir gerçektir. Onun çıkardığı sonuca göre “Abkhaz Krallığı” devlet dili ve kilise dili Gürcüce olan Batı Gürcü devledi idi[97]. D. Gulia’ya göre ise mevcut “çok sayıdaki onaylanmış bilimsel gerçek kesin olarak Abkhazların her zaman Gürcülerle birlikte yaşadığını, ortak tarihi ve kültürel yaşamı paylaştığını konuşuyor-gösteriyor, ki Abkhazlar, şu şekilde söylense - Gürcülerle aynıdırlar…”

IX. Yüzyılın ortalarından itibaren Gürcücenin kesin olarak yazı dili olduğu, devlet dili ve özel işlerde kullanılan, günlük kilise yaşamında ve ibadet için kullanılan tek dil olduğu tereddütsüzdür[98]

Batı Gürcistan’da, özellikle bugünkü Abkhazeti Bölgesindeki yazım kültürünün gelişimi açısından “Abkhaz” Krallığı döneminden kalan epigrafik eserlere büyük önem atfedilmektedir. Onların araştırılması ve paleografik açıdan Gürcistan’ın diğer tarihi bölgelerindeki yazı örnekleri ile karşılaştırılması Abkhazeti’deki gelişmiş kültürel-tarihsel eğilimleri açıkça göstermiştir. Örneğin onlar Gürcü Asomtavruli yazı tipindeki değişimin ilk cevabını veriyor. Bunun onayı da tüm Batı Gürcistan’daki en erken Gürcü Asomtavruli yazısı örneğinin bugünkü Abkhazeti bölgesinde, özellikle Gudauta İlçesindeki Msigkhvi Dağındaki kilise yıkıntılarında ortaya çıkarılmış olmasıdır. Daha da fazlası, Gürcü yazılı kültürünün harika kaleografik okulunun temeli de bu tarafta atıldı ve Gürcistan’ın kalan kısmına da buradan yayıldı [99].

Yukarıda açıklananlar kesin olarak gösteriyor ki Gürcistan’ın bu tarihi bölgesi – Abkhazeti, Gürcü kültürünün yayıldığı bir alan olmayıp daha çok, Abkhazeti’nin kendisi bu kültürü oluşturuyordu ve tıpkı Kartli, Kakheti, Odişi veya herhangi diğer tarihsel bölge gibi organik olarak Gürcü siyasi ve kültür dünyasının içinde idi [100].

Prof. Dr. Lia Akhaladze

 

Gürcüceden çeviren: Erdoğan Şenol (ერეკლე დავითაძე)

Not: Teona Kvançiani’ye yazıtlar ve tarihi kaynaklardaki eski metin ve terimlerin günümüz Gürcücesine dönüştürülmesindeki katkılarından dolayı teşekkür ederim.

 


Kaynakça

[1]იგულისხმება ბიზანტიის ეკლესიაში მიმდინარე ხატმებრძოლობა, რომელმაც გახლიჩა კონსტანტინოპოლის საპატრიარქოსადმი დამოკიდებული ეკლესიების ერთობა. ფრანგი ისტორიკოსის შარლ დილის სიტყვებით, “ეს ბრძოლა  უმაგალითო სიშმაგის, მძვინვარების, უკიდურესი სისასტიკის სათავედ იქცა და იმპერიაში არნახული შინააშლილობა გამოიწვია.” შარლ დილი. ბიზანტიის იმპერიის ისტორია. ფრანგულიდან თარგმნა ბაჩანა ბრეგაძემ. თბ., 1989, გვ. 62;

[2] მატიანე ქართლისაჂ,  წიგნში ქართლის ცხოვრება, ტ. I. ტექსტი დადგენილი ყველა ძირითადი ხელნაწერის მიხედ­ვით სიმონ ყაუხჩიშვილის მიერ, თბ., 1955. გვ. 251;

[3] მ. ლორთქიფანიძე.  ეგრის-აფხაზეთი. _ საქართველოს ისტორიის ნარკვევები, ტ. 2,  თბ., 1973.  გვ. 418;

[4] Bu bilgiyi “Matiane Kartlisay”, Leonti Mroveli’nin “Tsmida Arçilis Tsameba”, Cuanşer ve Vakhuşti Bagrationi onaylamaktadır. Bakınız: М. Лорткипанидзе. Абхазское царство.  В книге: Разыскания  по истории Абхазии/ Абхазия, Тб., 1999. Sf. 155

[5] P. İngorovka. Giorgi Merçule, Sf. 119-120; М. Лорткипанидзе. Абхазское царство,  Sf. 155;

[6]აღნიშნულ საკითხზე იხილეთ: ნ. ლომოური. საქართველოს სახელწოდებანი ბიზანტიურ წყაროებში. _ საქართველოსა და ქართველების აღმნიშვნელი უცხოური და ქართული ტერმინოლოგია, წიგნში: საქართველოსა და ქართველების აღმნიშვნელი უცხოური და ქართული ტერმინოლოგია, თბ., 1993. გვ. 82, 83; გ. ჯაფარიძე. ქართველებისა და საქართველოს არაბული სახელწოდებები. _ საქართველოსა და ქართველების აღმნიშვნელი უცხოური და ქართული ტერმინოლოგია, გვ.132,134; ზ. პაპასქირი. აფხაზეთი - საქართველოა. თბ., 1998, გვ. 141-142; ზ.პაპასქირი. ნარკვევები..., ნაკვ. ტ.  I, თბ., 2004.  გვ. 67-68;

იოანე საბანისძე. წამება წმიდისა აბოსი. - : საქართველოს სამოთხე, სრული აღწერაჲ ღუაწლთა და ვნებათა საქართუჱლოს წმიდათა, შეკრებილი ქრონოლოგიურად და გამოცემული პეტერბურღის სასულიერო აკადემიის კანდიდატის ივერიელის გობრონ (მიხაილ) პავლის ძის საბინინის მიერ. პეტერბურღი, 1882, გვ. 339.

[7] იოანე საბანისძე. წამება წმიდისა აბოსი. - : საქართველოს სამოთხე, სრული აღწერაჲ ღუაწლთა და ვნებათა საქართუჱლოს წმიდათა, შეკრებილი ქრონოლოგიურად და გამოცემული პეტერბურღის სასულიერო აკადემიის კანდიდატის ივერიელის გობრონ (მიხაილ) პავლის ძის საბინინის მიერ. პეტერბურღი, 1882, გვ. 339.

[8] “აფხაზთა” მეფეთა ტიტულატურის საკითხის შესწავლისას ქართულ და სომხურ ნარატიულ და ქართულ ეპიგრაფიკულ წყაროებზე დაყრდნობით უკვე გამოითქვა მოსაზრება, რომ დასავლეთ საქართველოს მეფეები VIII-X საუკუნეებში არ ატარებდნენ ტიტულს “მეფე აფხაზთა”. ამის დასტურია სომხური წყაროები და “აფხაზთა” მეფეთა წარწერები, რომლებშიც ისინი დასახელებული არიან როგორც “ეგრისის მეფე”, ან უბრალოდ თავისთავს უწოდებენ “მეფე”-ს. ეპიგრაფიკულ ძეგლებსა და სომხურ წყაროებში ტერმინი “მეფე აფხაზთა” პირველად ჩანს გაერთიანებული საქართველოს პირველი მეფის ბაგრატ III ბაგრატიონის ტიტულატურაში. რაც შეეხება ქართულ საისტორიო ტრადიციას (მატიანე ქართლისაჲ, სუმბატი, ვახუშტი და სხვები), იგი შეიქმნა საქართველოს გაერთიანების შემდეგ, ანუ მას შემდეგ, რაც ბაგრატ III-ის ტიტულატურაში დამკვიდრდა ტერმინი “მეფე აფხაზთა”. დაწვრილებით იხილეთ: ლ. ახალაძე. ქართული და სომხური წყაროები “აფხაზთა” მეფეთა ტიტულატურის შესახებ. _ საისტორიო ძიებანი, ტ. VII,  თბ., 2004. გვ. 26-33.

[9] ს. ჯანაშია. შრომები, ტ. II. თბ., 1952, გვ. 216; М. Лордкипанидзе. Абхазское царство, გვ.  156.

[10] “აფხაზთა” მეფეთა საგარეო პოლიტიკური ორიენტაციის საკითხებზე იხილეთ: ზ. პაპასქირი. “აფხაზთა” სამეფოს საგარეო პოლიტიკური ორიენტაციის დაზუსტების საკითხისათვის. _ ქართული დიპლომატია. თბ., 1999, გვ. 325-335;

[11] აღნიშნულ ქრონოლოგიასთან დაკავშირებით, განსხვავებული შეხედულება აქვს შ. გლოველს. მისი აზრით, ლეონი აფხაზეთის ერისთავი იყო 781-782 წლებამდე; ამ პერიოდიდან 786-787 წლებამდე _ გაერთიანებული ეგრის-აფხაზეთის მთავარი, ხოლო 786-787 წლიდან _ “აფხაზთა მეფე”. იხ. შ. გლოველი. “აფხაზთა სამეფო”. საკანდიდატო  დისერტაციის  ავტორეფერატი. თბ., 2004, გვ. 9.

[12] ქართული ლიტერატურა, ტ. 1, გვ. 454.

[13] ს. ჯანაშია. აფხაზთა სამეფოს წარმოშობის...,გვ. 338.

[14]  З .В. Анчабадзе. Из истории..., გვ. 11-116;  მ. ლორთქიფანიძე. ფეოდალური საქართველოს პოლიტიკური გაერთიანება. თბ., 1963. გვ. 185.

[15] კ. კეკელიძე. ადრინდელი ფეოდალური ქართული ლიტერატურა. ტფ., 1935, გვ. 28;

[16] პ. ინგოროყვა, გიორგი მერჩულე, ქართველი მწერალი მეათე საუკუნისა, ნარკვევი ძველი საქართველოს ლიტერატურის, კულტურის და სახელმწიფოებრივი ცხოვრების ისტორიიდან, თბ., 1954.  გვ.  213;ნ

[17] შ. გლოველი, აფხაზთა სამეფო, გვ. 11;

[18] Армянская  География  VIIв. Приписываемая  Мойсею Хоренскому.  СПб., 1881, გვ. 27-28. დღეს მკვლევართა დიდი ნაწილი თვლის, რომ სომხური “გეოგრაფიის” ავტორი არის VII საუკუნის სომეხი საეკლესიო მოღვაწე ანანია შირაკაცი. სომხურ “გეოგრაფიას” ქართველ მკვლევართაგან 1964-1965 წლებში იკვლევდა ნ. ჯანაშია. იხ.: ნ. ჯანაშია. სომხური ანონიმური გეოგრაფია. - : ისტორიულ-წყაროთმცოდნეობითი ნარკვევები. თბ., 1986, გვ. 243-346.

[19] ბატონიშვილი ვახუშტი, აღწერა სამეფოსა საქართველოსა, ქართლის ცხოვრება ტ. IV. ტექსტი დადგენილი ყველა ძირითადი ხელნაწერის მიხედვით ს. ყაუხჩიშვილის მიერ, თბ., 1973.  გვ. 796.

[20] იქვე.,

[21] ერთ-ერთი პირველი ვინც ეს მოსაზრება გამოთქვა ინგლისელი ქართველოლოგი ჯორჯ ჰიუიტი, რომლის აზრით, ტერმინი “დაჲპყრა” პირდაპირ ძალით დაპყრობას ნიშნავს. ჯ. გამახარიამ და ბ. გოგიამ, საისტორიო წყაროებზე დაყრდნობით არგუმენტირებულად დაადასტურეს, რომ ტერმინი “დაჲპყრა” ძველ ქართულში დაუფლების, ტერიტორიის ფლობის, ტახტის დაკავების, ახლობლის თავისთან დარჩენის მნიშვნელობით გამოიყენებოდა. იხ. Дж. Гамахария, Б. Гогия. დასახ. ნაშრომი, გვ. 567-568; მსგავსი განმარტება აქვს სიტყვა “დაიპყრა”-ს ქართული ოთხთავის სიმფონია_ლექსიკონში. იხ. ი. იმნაიშვილი. ქართული ოთხთავის სიმფონია-ლექსიკონი, ა.შანიძის რედაქციით. თბ., 1986, გვ. 129. მიუხედავად ამისა, ჯ. ჰიუიტის მოსაზრებას იმეორებენ: О.Х. Бгажба, С.З. Лакоба. История Абхазии,  2007.  გვ. 132.   

[22] ზ. პაპასქირი. ნარკვევები თანამედროვე აფხაზეთის ისტორიული წარსულიდან, ტ. I, გვ. 50.

[23] ვარდან არეველცი. Mსოფლიო ისტორია. ძველი სომხურიდან თარგმნეს ნ. შოშიაშვილმა და ე. კვაჭანტირაძემ, შესავალი კომენტარები და საძიებლები დაურთო ე. კვაჭანტირაძემ. თბ., 2004, გვ. 116.

[24] П. Уварова. Христианские  памятники  Кавказа. -  МАК,  IV,   М., 1894, გვ. 8.

[25] დ. ბაქრაძემ ყურადღება მიაქცია იმ ფაქტს, რომ “აფხაზთა” მეფეები ბერძნულ სახელებს ატარებდნენ. იხ. დ. ბაქრაძე. ისტორია საქართველოსი უძველესი დროიდან X საუკუნის დასასრულამდე, ნაწ. I. ტფ., 1889, გვ. 273-274.

[26] .  Д. Гулия. История Абхазии, т. I,   Тифлис 1925.  გვ. 208.

[27] . Латышев. К Истории христианства Кавказа. СПБ., 1911, გვ. 10-11. აღნიშნული მოსაზრება გაიზიარა თ.მიბჩუანმა. იხ. მისი: აფხაზეთის მეფეები და მთავრები. თბ., 1977.

[28] З. В. Анчабадзе. Из  истории средневековой Абхазии..  გვ. 80;  Ш. Инал-ипа. Вопросы  этнокультурной истории  абхазов, Сухуми, 1976.  გვ.  120;  М.Гунба. Абхазия в первом тысячелетии н.э.  (социально-экономические и политические отношения),  Сухуми, 1989.  გვ. 234-244;  О.Х. Бгажба, С.З. Лакоба. История Абхазии, с древнейших времен  до наших дней 10-11 классы, Сухум, 2006. გვ. 130-142;

[29] М. Лорткипанидзе. Абхазское царство, გვ. 157.

[30] ლ. ახალაძე. „აფხაზთა“ მეფეთა ეროვნულ-სარწმუნოებრივი იდენტობის საკითხისათვის. _ დისციპლინათაშორისი რესპუბლიკური კონფერენცია “ეროვნული და სარწმუნოებრივი იდენტობა”. თბ, 2004, გვ. 12;

[31] ზ. პაპასქირი. ნარკვევები  თანამედროვე აფხაზეთის ისტორიული წარსულიდან ტ. I., გვ. 51;

[32]  პ. ინგოროყვა. გიორგი მერჩულე, გვ. 192;

[33] Дж. Гамахария, Б. Гогия.  Абхазия – историческая область Грузии,  Тбилиси 1997. გვ. 192, 196;

[34] ბატონიშვილი ვახუშტი, აღწერა სამეფოსა საქართველოსა, ქართლის ცხოვრება ტ. IV. გვ. 796;

[35] З. В. Анчабадзе. Из истории средневековой Абхазии, gv. 80.

[36] О. Х. Бгажба, С. З. Лакоба. История Абхазии, gv. 132.

[37] იქვე., 133.

[38] РШмерлингМалые формы  в архитектуре средневековой Грузии. Тб., 1962

[39] Л. Хрушкова. Скульптура раннесредневековой  Абхазии V-X вв. Тб., 1982.

[40] О. Х. Бгажба, С. З. Лакоба. История Абхазии, gv. 133.

[41] ა. ჯაფარიძე. საქართველოს სამოციქულო ეკლესიის ისტორია, ტომი მეორე, თბ.1998; ბ. კუდავა. დასავლეთ საქართველოს საეკლესიო ცენტრები კონსტანტინოპოლის საპატრიარქოს დაქვემდებარებაში (VI_IXსს). თბ., 2002; ბ. კუდავა. აფხაზთა საკათალიკოსოს ისტორიიდან (XI_XIIსს). თბ., 2002; ბ. კუდავა. დასავლეთ საქართველოს ეკლესია IX-XI სს. საკანდ. დის. თბ., 2002; თ. ქორიძე. აფხაზეთის საკათალიკოსოს ისტორია (IX-X სს). ავტორეფერატი. თბ., 2003; შ. გლოველი. “აფახაზთა სამეფო”, საკანდ. დის. ავტორეფერატი. თბ., 2004;  Akhaladze. Inscriptions of Abkhazian kings on Christian art monuments, International simpozium Christianity: past, present, future. თბ.. 2000, გვ. 9; ლ. ახალაძე. “აფხაზთა” მეფეთა ეროვნულ-სარწმუნოებრივი იდენტობის საკითხისათვის, გვ. 12; ჯ. გამახარია. აფხაზეთი და მართლმადიდებლობა, თბ., 2005.  გვ. 102-121.

[42] ლ. ახალაძე. “აფხაზთა” მეფეთა ეროვნულ-სარწმუნოებრივი იდენტობის საკითხისათვის, გვ. 12.

[43] მ. ლორთქიფანიძე. ახალი ქართული სამთავროების წარმოქმნა. - საქართველოს ისტორიის ნარკვევები, ტ. II. გვ. 422; М. Лордкипанидзе. Абхазское царство, გვ. 155-170.

[44] ბატონიშვილი ვახუშტი, აღწერა სამეფოსა საქართველოსა, ქართლის ცხოვრება, ტ. IV, გვ. 796. 

[45] მ. ლორთქიფანიძე. ფეოდალური საქართველოს პოლიტიკური გაერთიანება. თბ., 1963, გვ. 193.

[46] “მატიანე ქართლისაჲსა” და ვახუშტის ცნობით, თეოდოსი “აფხაზთა მეფეს” ცოლად ჰყავდა აშოტ ბაგრატიონის ასული. - “ქართლის ცხოვრება”, ტ. I, გვ. 252-253; იქვე, ტ. IV, გვ. 797.

[47] ქართული ლაპიდარული წარწერების კორპუსი. დასავლეთ საქართველოს წარწერები, ნაკვ. I (IX _ XIIIსს). შეადგინა და გამოსაცემად მოამზადა ვ. სილოგავამ. თბ., 1980, გვ. 140-141.

[48] მ. ლორთქიფანიძე. ფეოდალური საქართველოს პოლიტიკური გაერთიანება, გვ.196.

[49] ქართული წარწერების კორპუსი, ტ.I. ლაპიდარული წარწერები, აღმოსავლეთ და სამხრეთ საქართველო (V_X სს). შეადგინა და გამოსაცემად მოამზადა ნ. შოშიაშვილმა. თბ., 1980.. გვ. 168;  ლ. ახალაძე. ეგრის-აფხაზეთის (“აფხაზთა”) მეფეთა წარწერები. _ აფხაზეთი, I. თბ., 2004, გვ. 56.

[50] ლ. ახალაძე. ეგრის-აფხაზეთის („აფხაზთა“) მეფეთა წარწერები, გვ. 56.

[51] მატიანე ქართლისაჂ, წიგნში:  ქართლის ცხოვრება, ტ. I, გვ. 258.

[52]  მ. ლორთქიფანიძე. ფეოდალური საქართველოს პოლიტიკური გაერთიანება, გვ. 155-170.

[53] ლ. ახალაძე. ეგრის _ აფხაზეთის (“აფხაზთა”) მეფეთა წარწერები, გვ. 56

[54] „ქართლის ცხოვრების” ხელნაწერების წყაროთმცოდნეობითი შესწავლის საფუძველზე ქართულ ისტორიოგრაფიაში გამოითქვა მოსაზრება, რომ გიორგი I-მა ქართლის ერისთავად “დაუტევა” მისი ძმის დემეტრე II-ის (825-861წწ.) ვაჟი ტინინე, და არა უფროსი ვაჟი ბაგრატი. იხ. ზ. პაპასქირი, ვინ იყო “ერისთავი ჩიხისა”. “მატიანე  ქართლისაჲს” ტექსტში ერთი კონიუნქტურის შეტანის მიზანშეწონილობის შესახებ. _ “ქართული წყაროთმცოდნეობა”, ტ. XI. თბ., 2006, გვ. 64-68.

[55] მატიანე ქართლისაჂ, წიგნში:  ქართლის ცხოვრება, ტ. I, გვ. 261.

[56] იქვე., 263.

[57] მატიანე ქართლისაჂ, წიგნში:  ქართლის ცხოვრება, ტ. 1,გვ. 264.

[58] არიში მდებარეობდა ჰერეთში, გავაზი – თანამედროვე ყვარლის რაიონშია.

[59] ქართული წარწერების კორპუსი, ტ. I, გვ. 222; ლ. ახალაძე. ეგრის _ აფხაზეთის (“აფხაზთა”) მეფეთა წარწერები, გვ. 57.

[60] ამის შესახებ იხ.: ქართული წარწერების კორპუსი, ტ. I. ლაპიდარული წარწერები. აღმოსავლეთ და სამხრეთ საქართველო (V-Xსს.). შემდგ. ნ. შოშიაშვილი. თბ., 1980, გვ. 34.

[61] О. Х. Бгажба, С. З. Лакоба. История Абхазии, გვ. 133.

[62] აქვე უნდა აღვნიშნოთ ისიც, რომ ამ წიგნში სომხური თემა საერთოდ ძალზე ფართო და მრავალფეროვანია, მაგალითად, კლისურის ციხე თურმე სომხებს აუგიათ, კერძოდ, ვინმე თომა სომეხს, ასევე აფხაზეთის მთებში ციბილიუმის კომენდატი VIII საუკუნეში სომეხი ყოფილა, 550 წელს პეტრას დამცველთა რიგებში იოანე სომეხიც იყო და ა. შ. ქართლი ვითომ სომხების ხელშია, ან აფხაზებისა; სად იყო ქართული სამეფო-სამთავროები, არ ჩანს. იხ. О. Х. Бгажба, С. З. Лакоба. История Абхазии,  გვ. 156.

[63] იოანე დრასხანაკერტელი. სომხეთის ისტორია, სომხური ტექსტი ქართული თარგმანით, გამოკვლევითა და საძიებლებით გამოსცა ე. ცაგარეიშვილმა. თბ., 1965, გვ. 109.

[64] გ. თოგოშვილი. საქართველო-ოსეთის ურთიერთობის ისტორიიდან. ცხინვალი, 1958, გვ. 108-115; მ. ლორთქიფანიძე. ახალი ქართული სამთავროების წარმოქმნა, ეგრის-აფხაზეთის სამეფო, გვ. 443.

[65] მ. ლორთქიფანიძე.  ახალი ქართული სამთავროებისწარმოქმნა, ეგრის-აფხაზეთის სამეფო, გვ. 443.

[66] . ცნობილია ნიკოლოზ მისტიკოსის სამი წერილი  გიორგი II აფხაზთა მეფისადმი. უკანასკნელ ხანს გამოითქვა მოსაზრება, რომლის თანახმად, ნიკოლოზ მისტიკოსის ერთ-ერთი წერილი კონსტანტინე III-ის სახელზე უნდა იყოს გაგზავნილი. იხ. Е. Аджинджал. დასახ. ნაშრომი, გვ. 83, 89, 91; ჯ. გამახარია. აფხაზეთი და მართლმადიდებლობა, გვ. 112-113, 115.

[67] მატიანე ქართლისაჂ, წიგნში:  ქართლის ცხოვრება, ტ. I, გვ. 265.

[68] ბატონიშვილი ვახუშტი, აღწერა სამეფოსა საქართველოსა, ქართლის ცხოვრებ, ტ. IV, გვ. 799;

[69] ივ. ჯავახიშვილი,  ქართველი ერის ისტორია, ტ. II, გვ. 109.

[70] გეოგიკა, ტ. IV. გვ. 213.

[71] იქვე, გვ. 214

[72]მ. ლორთქიფანიძე. ეგრის-აფხაზეთის სამეფო, გვ. 444.      იქვე, გვ. 214

[73] ს. ჯანაშია. შრომები. ტ. I,  თბ., 1949. გვ. 215-252; მ. ლორთქიფანიძე. ეგრის-აფხაზეთის სამეფო, გვ. 445.

[74] მატიანე ქართლისაჂ, წიგნში: ქართლის ცხოვრება, ტ. I, გვ. 265.

[75] Г. Чубинашвили. Памятники типа Джвари. Тб., 1948, გვ. 31,59; Н. Аладашвили. Монументальная скульптура Грузии. Фигурные рельефы V_XI веков. М., 1977, გვ. 48-61.

[76] ვ. სილოგავა. სამეგრელო-აფხაზეთის ეპიგრაფიკა. თბ., 2004, გვ. 51. 

[77] ლ. ახალაძე. აფხაზეთის ეპიგრაფიკა როგორც საისტორიო წყარო, I, გვ. 147-148. განსხვავებული წაკითხვითა და დათარიღებით იხილეთ: ვ. სილოგავა, სამეგრელო-აფხაზეთის ეპიგრაფიკა, გვ. 282.

[78] ქართული წარწერების კორპუსი, II გვ. 142.

[79] А. Авидзба.  Любопытная страница истории. -  Советская Абхазия, 1967, 7 октября.

[80] აღნიშნული ნივთები აღმოჩენილია წალენჯიხის  მუნიციპალიტეტის  სოფ. ობუჯის ეკლესიაში.

[81] Г. Чубинашвили.  Грузинское  чеканное  искусство. Тб., 1959, фото №29, 30, 31. с. 148; ლ. ახალაძე. ეგრის _ აფხაზეთის (“აფხაზთა”) მეფეთა წარწერები, გვ. 58.

[82] უხტანესი. ისტორია გამოყოფისა ქართველთა სომეხთაგან. სომხური ტექსტი ქართული თარგმანითა და გამოკვლევით გამოსცა ზ. ალექსიძემ. თბ., 1975, გვ. 66-67.

[83] О. Х. Бгажба, С. Лакоба. История Абхазии, გვ. 156.

[84] აფხაზი ისტორიკოსების რ. ხონელიას, მ. გუნბას მიერ უხტანესის ამ ცნობის გაყალბების შესახებ იხილეთ: Дж. Гамахария, Б. Гогия.  დასახ. ნაშრომი, გვ. 197, 556.

[85] მატიანე ქართლისაჂ,  წიგნში: ქართლის ცხოვრება, ტ. I, გვ. 268.

[86] იქვე. 269.

[87]  იქვე, გვ. 269.

[88] იქვე, გვ. 270.

[89]მატიანე ქართლისაჂ,  წიგნში:  ქართლის ცხოვრება, ტ. I. გვ. 270

[90] იქვე, გვ. 270.

[91] ლ. ახალაძე. ეგრის-აფხაზეთის (“აფხაზთა”) მეფეთა წარწერები, გვ. 59.

[92] იოანე მინჩხის პოეზია. გამოსაცემად მოამზადა და გამოკვლევა დაურთო ლ. ხაჩიძემ. თბ., 1987.

[93] შდრ: საქართველოს ისტორიის ნარკვევები, ტ. II, გვ. 427.

[94] ძველი საქართველო, ტ. II.  ექ. თაყაიშვილის  რედაქტორობით, გვ. 46-54.

[95] ს. ჯანაშია. გიორგი შარვაშიძე, კულტურულ-ისტორიული ნარკვევი. - შრომები, ტ. VI. თბ., 1988, გვ. 26;  З. В. Анчабадзе. Из истории..., გვ. 196; მ. ლორთქიფანიძე. ეგრის-აფხაზეთი, გვ. 416-445; ზ. პაპასქირი. ნარკვევები...; I, გვ. 52-53; ჯ. გამახარია. აფხაზეთი და მართლმადიდებლობა, გვ. 119; შ. გლოველი. აფხაზთა სამეფო. გვ. 24-25. და სხვები.

[96] Х.С. Бгажба. Из истории письменности Абхазии. Тб., 1967, გვ.12.

[97] იქვე., 12.

[98] Д. Гулия. О моей книге «История Абхазии. Сухуми. 1951 (Репринтное издание). Тб., 1998, gv.10, 15.

[99] ლ. ახალაძე. ქართული დამწერლობის პალეოგრაფიული მახასიათებლები აფხაზეთის ეპიგრაფიკულ ძეგლებში. _ კულტურათაშორისი კომუნიკაციები. თბ., 2007, გვ. 32-40.

[100] დაწვრილებით იხილეთ: ლ. ახალაძე. აფხაზეთის ეპიგრაფიკა, როგორც საისტორიო წყარო, I. გვ. 204-211.

 

 

 








 

Copyright © 2013 Gurcu.org Ana Sayfa