Türkçe - ქართული
Ana Sayfa - İletişim
 
 

  Gürcüler Kimdir?

  Gürcüce Öğrenelim

  Türkiye'de Anadil Öğrenimi

  Türkiye'de Gürcü Sanatı

  Kitaplık

  Gürcistan

  Gürcistan’ın Sorunlu Bölgeleri

  Tarih

  Görüş - Düşünce - Makale

  Kültür

  Abkhazeti Tarihi

 
   Gürcistan Osetleri: Söylentiler ve Gerçekler - Anzor Totadze

Anzor Totadze

Gürcistan Osetleri: Söylentiler ve Gerçekler

Tiflis, 2008

 

Anlaşmazlığın Anatomisi

 

Kafkasya’daki silahlı çatışmaların sürekli şekilde etnik çatışma olarak adlandırılması bu anlaşmazlıkların doğasını tam olarak yansıtmıyor. Anlaşmazlıkların akışının karakteri bize açıkça gösterdi ki bu problemlerin kökeni ve bugüne kadar çözülememesinin önemli bir faktörü Rusya’nın siyasi, ekonomik, demografik ve başka çıkarlarıdır. Bu nedenle Rusya anlaşmazlıklara tamamen etnik bir ton vermek için çalışıyordu, şimdi de her açıdan böyle göstermek için çalışıyor ve hatta belli bir ölçüde amacına yine ulaştı. Bu nedenle anlaşmazlık etno-politik karaktere sahiptir. İstisnai bir durum olarak, Çeçenistan’daki anlaşmazlık ise temelde Çeçen halkının özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi ile ilişkilidir, ancak etnik elementler bu anlaşmazlık için karakteristik bir özellik taşımaktadır.

Sovyetler Birliğinin dağılması itibari ile eski Sovyet Cumhuriyetlerinde hemen uluslar temelinde büyük veya küçük anlaşmazlıklar meydana geldi. Bu beklenen bir durumdu, çünkü totaliter rejimde, Sovyet ideolojisi şartlarında ulusal problemlerle ilgili karşıt fikirleri açıkça beyan etmek fazlası ile tehlikeli idi. Komünist Partinin sonsuza kadar süreceği düşünülen sisteme; bunlar arasında uluslar arasındaki ilişkiler alanında katı bir şekilde toplumsal bilincin politik şekillendirilmesine dair görüşler vardı. Ancak ulusal problemler büyüyor ve buna uygun kararların alınması gerekiyordu. Ayrıca, özerk Cumhuriyetleri kurarken reel durumu çok fazla önemsememişlerdi. Bütün kararlar tek elden Kremlin’de veriliyordu. Fakat etnik problemlerin çıkışının tek faktörü bu değildi. Rusya’nın eski Sovyet Cumhuriyetleri üzerinde sınırsız bir etkisi vardı ve diğer Cumhuriyetlerin yöneticileri ise buna kendi ülkelerinin ulusal çıkarlarını korumaya yönelik karşılık vermeye cesaret edemiyorlarken aniden, Rusya’nın benzeri görülmemiş nüfuzundan geriye hiçbir şey kalmadığı ortaya çıktı. Eski Sovyet coğrafyasında önceki hâkimiyeti resmi olarak tekrar tesis etmek imkânsızdı. Bir tarafta Rusya, diğer tarafta ABD’nin yer aldığı iki kutuplu dünya tek kutuplu hale geldi. Rusya eski Sovyet coğrafyasındaki etkisini yeniden tesis etmek için bu cumhuriyetlerde ve özellikle jeopolitik ve jeo-ekonomik bölgelerdeki ayrılıkçı güçlere destek verdi, bazen de bizzat ilgilendi, hatta Sovyetler Birliğinin dağılma sürecinde bu ayrılıkçı güçlerin kuruluşuna ve sonrasında da on binlerce insanın kurban gittiği etnik çatışmaların geniş bir şekilde alevlenmesine katkıda bulundu. Örneğin, emin bir şekilde söylemek mümkün ki Rusya desteği olmadan Gürcistan’da Gürcü-Abkhaz ve Gürcü-Oset çatışmaları kök bulamazdı veya her halükarda onlar kan dökülmeksizin sakinleşirlerdi. Eğer ayrılıkçı güçlere Rusya’dan hiçbir askeri ve ekonomik yardım almayacaklarını hissettirir ve kendi barış misyonunu içtenlikle yerine getirirse Rusya şimdi de bu anlaşmazlıkları hızlı bir şekilde çözebilecek imkâna sahiptir. Fakat Rusya emperyalist amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla, eski Sovyet ülkelerinde zor konumların devamı için, nerede imkânı varsa veya nerede ihtiyacı olduğunu görürse, yapay olarak kendisi icrada bulunur veya etnik çatışmaların alevlenmesine katkıda bulunur, sonunda da bu Cumhuriyetlerde kendi baskısını yeniden tesis etmek için tüm imkânlarıyla kasıtlı olarak bu çatışmaları sürükler. Bu anlaşmazlıklar Rusya nedeni ile mevcut olup aşağıdaki bir dizi durum bunu açıkça gösteriyor.

Eski Sovyet Cumhuriyetlerinin bağımsızlık istekleri ile halklar arasındaki çatışmaların aynı döneme denk gelmesi tamamen tesadüf değildi. Rusya, kendi çıkarları nedeniyle nüfuz alanını kaybetmeye tahammül edememektedir. Zaman ve mekân olarak birbirinden uzak olayların sıkı ilişkisi de tesadüf değildi. Trans-Dinyester (Moldova), Abkhazeti (Abhazya) ve “Güney Osetya”da gelişen olaylar esasen Moskova’dan yönetiliyordu. Savaş durumu önceden hazırlandı. Abkhazeti' de de (Abhazya) “Güney Osetya’da” da başka yerlerde de durum böyle idi.

Etnik bölge çatışmalarının özel nitelikleri de tesadüf değildi. Gürcistan’da mevcut anlaşmazlıkların keskin olarak belirginleşmiş coğrafik ifadeleri var, bu çatışmalar Rusya-Gürcistan sınırı boyunda olmaktadır. Buna ilave olarak, Gürcistan'da yaşayan ve nüfusları Abkhaz ve Osetlerin nüfusundan çok daha fazla olan başka etnik azınlıklar var fakat Gürcistan’ın onlarla olan problemleri Abkhaz ve Osetlere nazaran çok daha azdır. Burada önemli bir nokta şu ki, diğer etnik azınlıklar Rusya sınırından uzakta yaşıyorlar ve Rusya için, kendi sınırında yaşayan Abkhazlar (onların Abkhazeti-Abhazya’da bugünkü nüfusu yaklaşık 42 bin kişidir) ve Osetler (40 bin kişi) vasıtası ile doğrudan etnik çatışma meydana getirmek çok daha kolay ve gerçekleştirilebilirdir. Böylece, Rusya başka eski Sovyet Cumhuriyetlerinde hüküm sürmenin farklı farklı yollarını, esasen yine de bu ülkelerin toprak bütünlüğüne saldırıyı kullandığı gibi Abkhazeti ve “Güney Osetya” Rusya’nın Gürcistan’daki egemenliğinin birer kolu haline gelmiştir.

Rusya’nın Gürcistan’da etkili olması tüm Güney Kafkasya’da kendi çıkarlarını gerçekleştirmesi imkânını veriyor. Gürcistan’ın jeopolitik konumu bunun için belirleyicidir. Bu olmadan büyük devlet olamayacağı için, Kafkasya bölgesinde etkili olmayı Rusya kendisine temel politik görev edinmiştir. Bu nedenle Rusya, Güney Kafkasya’da başkasının etkili olmasına izin vermemek için çabalıyor. Fakat ABD ve batı ülkeleri bundan tamamen farklı düşünüyor. Rusya’nın ne şu anda ne de yakın gelecekte Kafkasya’da belirleyici rol oynayacak imkâna sahip olmadığını ve bu nedenle “tüm Kafkasya sürecinde” etkili tüm oyuncuların, hepsinden önce de ABD ve Avrupa Birliği’nin yer almasının şart olduğunu ifade ediyorlar.

Gürcü ve Oset halkının uzun yüzyıllara dayalı, geleneksel dostlukları, birliktelik ve karşılıklı işbirliği, dış güçlerin halklarımızın başına sardığı ciddi bir sınavla karşılaştı. Bu güçler “yıkılmış köprülerin” yeniden inşa edilmesini önlemek için çaba gösteriyor, bunun için “ideolojilerini” sahtekârlık ve yalanlar üzerine kuruyorlar. Sadece, Oset ayrılıkçı yazarlar tarafından 2006 yılında Moskova’da üst üste yayımlanan dört kalın kitap dahi bunu onaylamaktadır; Gürcü ve Oset halkının ilişkilerinin gerçek tarihini alt üst etmek için, tarihi yeniden yazma yolunda bu şekilde sahte bir geçmiş oluşturmayı hedefliyorlar. Tüm bunlar, ülkede devlet yapısının kurulmasını, Gürcistan’da yaşayan farklı halkların temsilcilerinin entegrasyon süreçlerini engellemektedir.

Böyle saldırılara layık olduğu şekilde cevap verilmelidir. Bu Gürcüler için olduğu gibi Osetler için de gereklidir, çünkü yanlış bilgi ve sahte tarih, zararlı olayların gelişmesine uygun zemin oluşturur ve ne şimdi nede gelecekte halklarımızın genel durumu için yarar sağlamaz.

Gürcistan ve genelde de Kafkasya tarihini alt üst ederek gösteren yeterince kalın hacimli bu kitaplar, esasen amatör kişiler tarafından yazılmış olup son yıllarda böyle Oset sahte bilim adamları çoğaldı. Onlar taraflı olarak yazılı kaynakları, istatistik verileri tahrif ediyor ve ne pahasına olursa olsun kendi isteklerini gerçekmiş gibi göstermek için kendi yanlış tarihlerini yazıyorlar. Tüm bunlar tek bir amaca hizmet ediyor, Gürcistan topraklarında ilan edilen “Güney Osetya Cumhuriyeti’nin” ayrı, bağımsız devlet olarak varlığını haklı göstermeye, Gürcistan Devleti’nin hâkimiyetine, toprak bütünlüğüne zarar vermeye. Rus gerici güçleri Oset ayrılıkçıları bu işte her şekilde teşvik edip yanında oluyor ve yardım ediyorlar, Ruslar bu olmaksızın Gürcistan’ın iç işlerine böyle kaba biçimde karışmaya cesaret edemezlerdi. Oset ayrılıkçılar Gürcistan topraklarına saldırıda bulunuyorlar ve Gürcülerin kendi devletlerinin toprak bütünlüğü ile ilgilenmesini de Gürcü saldırganlığı olarak görüyorlar. Amatör Oset bilim adamları Gürcistan’da oluşturulan zor şartlardan yararlanıyor, bağımsızlık elde edilmesi, demokratik bir devlet kurulması vaatlerinin yanında sürekli uydurma tarih çabası ile kendi halklarını saldırı yoluna koymak, komşuluk ilişkileri ve birlikte yaşamalarının yeterince büyük tarihi geçmişi olan Gürcü ve Oset halkı arasına mücadele ve düşmanlık tohumları ekmek için çabalıyorlar.

Oset halkının tarihi esasen Gürcü kaynaklarında korunmaktadır, çünkü Osetlerin yazılı geleneği yoktu. Onlar çok eski tarihlerini aslında Gürcü kaynakları dışındaki kaynaklardan öğrenemiyorlar. Fakat onlar Gürcü kaynaklarını şu an tarihlerini yeniden inşa etmek istedikleri şekilde okuyorlar ve tarihi gerçekleri tersyüz ederek gösteriyorlar. Şunu unutuyorlar ki en eski Gürcü tarihi veya edebi kaynaklarının bir kısmı yabancı dillere de çevrilmiş durumdadır ve bu kaynaklar sadece Kartvelologlar için bilinir olmayıp yabancılar için ve o yabancılar arasında yer alan ünlü Rus tarihçiler için de bilinir kaynaklardır. Onun için her kim Moskova’da her dakika kalın ciltli kitapları üretiyor ve “her kim tarihi yeniden yazma yolunda yeni bir geçmiş oluşturmak istiyorsa” şunu da göz önünde bulundurmalıdır ki, en eski Gürcü kaynaklarını; konjonktüre uyan, eserlerinde sadece kendilerinin istediği ve Güney ve Kuzey bölümlerinden oluşan iki Osetya olduğuna dair tek bir fikri olan amatör Oset bilim adamlarından daha çok, çok daha fazla dikkat çekici araştırmacılar inceliyorlar. Bunun için de Osetlerin Doğu Gürcistan’da, özellikle Şida Kartli bölgesinde en eski, bilinmeyen zamanlardan beri yaşadığına ve onların şimdi de istekli oldukları gibi oranın hiç bir zaman Gürcistan toprağı olmadığına dair söylentiyi muhakeme etmemiz gerekiyor. Onların düşüncesine göre 1774 yılında, birleşik Osetya, yani Kuzey Osetya ile birlikte Güney Osetya da Rusya ile birleşti ve Rusya topraklarının Gürcistan ile hiçbir ilgisi yok. S.S.C.B. döneminde 70 yıl boyunca Güney Osetya Gürcistan’ın Özerk Bölgesi konumunda iken sömürgeci Gürcistan’ın zulmune uğradı ve burada yaşayan Oset halkının seviyesi son derece düşüktü. Bu nedenle, onların fikrine göre Güney Osetya problemi BM tarafından da kabul edilen halkların özgür iradesi ile uluslararası hukuku temel alan prensiplere bağlı olarak çözülmelidir. 2006 yılının haziran ayında Gürcistan ve Rusya Devlet Başkanlarının görüşmesi esnasında, Gürcistan Cumhurbaşkanı bu konuda yaptığı açıklamada “Gürcistan topraklarının ilhakı sürüyor ve Gürcistan bir metrekare toprağını dahi kimseye vermeyecek” dedi. Bu açıklamadan kısa süre önce ise Rusya tarafından Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün sözde tanındığına dair ifadeler Rus diplomatlarının sözlüğünden çıkmıştı. Rusya Dışişleri Bakanlığı Güney Osetya’nın hukuken Gürcistan sınırları içerisinde olduğunu tamamen unuttu ve son dönemde birden fazla kez buranın, statüsü müzakere yolu ile belirlenmesi gereken “uluslararası düzeyde sorunlu bölge” olduğunu açıkladı. Rusya Dışişleri Bakanlığı “halkların kendi kaderini tayin hakkını” hatırlattı. [1] Böylece o kitaplarda yazılanlar artık yüksek seviyedeki görüşmelerde veya doğrudan doğruya görüşmelere hazırlanırken söylendi. Böyle kitapların yayını için boşuna güç harcıyorlar.

Herhalde dünyada, topraklarında komşu bir ülke halkından kimsenin yaşamadığı hiçbir ülke yoktur. Şimdi onlar da o komşu ülkelerin topraklarını tarihsel anavatanı ile birleştirme maksadı ile kendi zimmetlerine geçirmeye başlarsa dünya korkunç bir katliamdan kendini kurtaramaz. Bu yüzden büyük devletler de bu işte sağlıklı fikirlerle kılavuzluk etmelidir, çünkü bu şekildeki tamamen temelsiz örneklerin kabul edildiği olaylar nedeniyle, doğrusu uluslararası hukukun temel prensiplerinin saygısızca ihlal edildiği daha geniş alanlar oluşur.

Gürcistan’ın ana akarsuyu olan Kura Nehri'nin (Mtkvari) akışı tarihsel Kartli bölgesini Zemo, Şida ve Kvemo olarak üç bölgeye ayırdı. Gürcü vakanüvislerine, Azizlerin hayatını anlatan erken feodal dönem Gürcü anıtlarına ve 7. Yüzyıl Ermeni Coğrafi bakış açısına göre Şida Kartli’nin en eski adı “Zena Sopeli” idi. Gürcistan'ın bu tarihi ili XI. Yüzyıl Gürcü tarihçisi Leonti Mroveli’ye göre “Tiflis yakınlarından Aragvi’ye, Aragvi yakınlarından Taşiskari ve Panavari’nin daha ilerisine kadar” olan alanı kapsıyordu. [2] Vakanüvislerin söylediğine göre, Gürcülerin atalarından biri olduğu kabul edilen Kartlos’un soyundan gelen Uplos (Targamos’un oğullarından biri olan Kartlos’un oğlu Mtskhetos’un oğlu Uplos) “Aragvi yakınlarına kadar, Tiflis yakınlarına kadar, Taşiskari’ye ve Panavari’ye kadar olan ülkeye hâkim oldu”.

Vakanüvislerin Uplos’un ülkesi diye adlandırdığı bu “Zena Sopeli”nin şimdiki adı “Şida Kartli’dir. [3] İlk Kartli (İberiaKralı Parnavaz-I (İ.Ö. IV. yüzyılın sonundan İ.Ö. III. Yüzyılın ilk çeyreği sonuna kadar), Kartli Krallığını “Eristavi”liklere (prenslik) ayırdı. Bu Ersistaviliklerden bir tanesi de daha eski dönemlerde Zena Sopeli adını taşıyan “Şida Kartli Eristaviliği” idi. Bizim bütün tarihimiz boyunca, bu ister Yunan coğrafyacı Strabon olsun (Strabon Şida Kartli’yi İberia’nın ortası olarak adlandırmıştır) ister XVIII. Yüzyılın ilk yarısının seçkin Gürcü coğrafyacısı Vakhuşti Batonişvili, ister XI. Yüzyılın Gürcü tarihçisi Cuanşeri ve başka Gürcü vakanüvisler veya eski Gürcü yazarlar, İtalyan misyonerler ya da Avrupalı gezginler, istisnasız biçimde hepsi Şida Kartli’nin kuzey sınırı olarak Kafkas sıradağlarının zirvesini kabul etmektedirler.

Gürcistan, kendi devlet gücünün zirvesine XII. Yüzyıldan XIII. Yüzyılın ilk periyoduna kadar olan dönemde ulaşmıştır. Bu dönemde O, Yakın ve Orta Doğu'nun en güçlü devleti konumunda idi ve halkı da önemli ölçüde buna uygun bir nüfus oluşturuyordu. Gerçekten de 1254 yılında nüfus kayıtlarına göre Gürcistan’da 8 milyon kişi yaşıyordu. [4] Orta çağda Doğu Gürcistan halkının neredeyse tamamının Gürcülerden oluştuğu önemli bir husustur ve bu durum onlarca yıl Doğu Gürcistan’da misyonerlik faaliyetleri yürüten İtalyan misyonerlerin ifadelerinde de görülmektedir. Moğol hükümdarı Timur’un bölgeyi istila ettiği döneme ait İran kaynaklarında ise Doğu Gürcistan’da “Gürcüler haricinde başka bir halkın yaşadığına ve varlığına dair hiçbir iz dahi görünmüyor”. [5] Batı Gürcistan’da ise belli bir oranda, Gürcülere komşusu-fakat Kuzey Kafkasyalı olmayan halktan insanlar da yaşıyordu.

Gürcistan, doğu Hıristiyanlığının muhafazasında çok önemli bir rol oynamıştır. Bunu yabancı bilim adamları da ifade ediyorlar. 1836 yılında Gürcistan’ı gezen Alman bilim adamı K. Koh şunu ifade ediyor; “Yunanlıların çevresi ve Küçük Asyalılar kademe kademe İslam dinine geçiyorken Gürcüler ve Ermeniler (kısmen), kendi atalarının inancına sadık kalıyordu. Doğu Hıristiyanlığını tamamen yok olmaktan onlar kurtardı”. [6] İranlı tarihçilerin bilgisine göre Timur, çevresindeki Müslüman ülkelerin arasında Gürcistan’ın nasıl Hıristiyan olarak kalabildiği hususunda büyük şaşkınlığını belirtmiştir. O, atalarının yaptığı bu hatayı mutlaka düzelteceğini ve bu duruma son vereceğini vaat ediyordu. [7] Timurleng, Kuzey Kafkasya halklarını, Kuzey Kafkasya halklarından Osetlerin ise bir bölümünü Müslümanlaştırmayı başardı.

Düşmanın sürekli saldırıları sonucunda Gürcistan krallıklara ve beyliklere bölündü. Bu dönemde Rusya Kuzey Kafkasya düzlüklerinde yaşayan halkı ve o halklardan biri olan Osetleri de belirgin biçimde taciz ediyordu ve Kabardeyler de en sonunda Osetleri dağlara hapsettiler. Kuzey Kafkasyalıların varlığı için çok ağır şartlar ortaya çıktı. Onların Kafkas dağlarının güney eteklerine-Gürcistan’a göçü kademeli olarak gerçekleşiyor. 16. Yüzyılın sonlarında ve 17. Yüzyılın başlangıcında Kakheti’de Lek'ler, Şida Kartli’nin kuzey kısımlarında Osetler ve Abkhazeti'de de Apsuvalar böylece ortaya çıkıyordu. Ayrı ayrı krallıklara bölünmüş olan Gürcistan, artık kendi topraklarını düşmanlardan temizleyebilecek eski gücüne sahip değildi. Başlangıçta Şida Kartli’nin kuzey kısımlarındaki arazilerin bir bölümüne, Gürcü köylülerinin yanına mülteci olarak Osetler yerleşiyordu. İlerleyen zamanlarda önce güç kullanarak, daha sonraları da Şida Kartli bölgesinde düşmanlarla yapılan sürekli savaşların neticesinde Gürcü nüfusunun büyük kısmının buradan esksilmesi nedeni ile Osetler, kuzeyden gelen kendi kardeşlerinin yeni akımları ile birlikte kademeli olarak Şida Kartli’nin düzlük alanlarına da geldiler ve esasen Gürcü Beylerine; Ksani Eristaviliği'ne, Maçabelilere, Amilakhvarilere ve Tsitsişvililere ait olan topraklarda onların hizmetinde çalışmak üzere (ortaçağ köylüsü olarak) yerleştiler. Oset bilim adamı Prof. G. Togoşvili Osetlerin XVII.-XVIII. Yüzyıllarda Şida Kartli’ye göçü konusunu daha detaylı incelemiştir. O, bu konuda Gürcü Feodallerinin düşman saldırısına karşı nasıl çaba gösterdiği ve Feodallerin kendi aralarındaki mücadelelerin sonucunda Şida Kartli’nin boşalan köylerine yine Osetleri yerleştirdikleri ve Osetler'in kendilerine bağlı olduğu hususunda dökümanlar ortaya koymuştur.

19. Yüzyılın başında “Güneyli Oset” terimi ortaya çıkıyor, yine aynı yüzyılın ikinci yarısında “Güney Osetya” terimi. Rus imparatorluk güçlerinin büyük çabasının yanında çevre şartlarının da uygun olması bu terimlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Tagauri, Kurta, Alagiri ve Digor Oset kabilelerinin yaşadığı ve Şida Kartli’nin kuzeyinde Kafkas dağlarının arkasında bulunan tarihsel Osetya ile doğrudan sınırı olması bu terimlerin oluşturulmasına imkân verdi. Osetya Gürcistan’a doğrudan komşu olmasaydı, daha fazla sayıda Oset Gürcistan’a göç etmiş olsa dahi açıkçası böyle bir durum gerçekleşmiş olmaz, Gürcistan’ın bu orta yerinde, tarihsel ve kültürel olarak Gürcü toprağında ne Rus imparatorluk güçlerinin dikte ettiği bu söz konusu terimler ve ne de onların özerkliği hiçbir zaman söz konusu olmazdı. Osetler Gürcü topraklarını ele geçirmek için mücadeleye başladılar. Bu süreç Şida Kartli’de yani daha eski dönemlerdeki adı ile Zena Sopeli bölgesinde 1922 yılında Güney Osetya Özerk Bölgesi’nin kurulması ile sonuçlandı.

O zamana kadar ise, 1918 yılında Rusya’dan ayrılan ve 1918-1921 yılları arasında bağımsız demokratik bir cumhuriyet olan Gürcistan’a karşı bu dönemde Bolşevik Rusya’nın dikte etmesi ile Şida Kartli’nin Oset nüfusun yaşadığı kesimlerinde birkaç defa ayaklanma meydana geldi. Buna rağmen 7 Mayıs 1920’de Gürcistan ve Rusya arasında yapılan anlaşma gereği Rusya Gürcistan Devletinin bağımsızlığını koşulsuz olarak tanıyor ve Gürcistan’ın iç işlerine karışmayacağına dair sorumluluk alıyordu. Ancak Rusya o zamana kadar olduğu gibi bu tarihten sonra da Gürcistan’ın bağımsızlığının altını oyuyordu. Böyle ağır gelişmeler karşısında Gürcistan hükümetinin başkanı Neo Jordania, 20 Mart 1920 yılında yaptığı açıklamada İngiltere, Fransa, ABD, İtalya temsilcilerine Tiflis’te şu şekilde hitap ediyordu: “Biz gerçek anlamda bir tanınma elde ettiğimiz için çok müteşekkiriz, ancak. . . Sadece kuru kuruya tanınma, bağımsızlığımızın ve devletimizin varlığının sonuna kadar korunmasında bize hiçbir avantaj getirmedi. . . Müttefik olduğumuz ülkelerin bizimle olan bağları kuzey sınırlarımızın korunması hususunda bize özellikle bir mızrak gibi saplanmış olup, Bolşevikler bizim devletimizi yıkmak için üzerimize geliyorlar. Biz buna karşı mücadele edebilmek amacıyla mühimmat ve gıda yardımı yapılması için birden fazla kez uyardık. Yardım etme sözü de verildi.. . . Fakat bu güne kadar sizden bir tek fişek, bir Paund değerinde ekmek bile alamadık. Şimdi geldiğimiz noktada, artık bir beklenti içinde olmamız imkânsız olup verilen sözlerle tatmin olamayız. . . Sizin hükümetleriniz durumun yeterince farkında olmadığı için ya da bizim Cumhuriyetimizin Bolşevik Rusya tarafından tekrar yıkılmasının sizin doğudaki çıkarlarınıza zarar vermediği düşünüldüğü için biz yine yalnız kaldık.

Bu gelişmeler karşısında bizim halkımızın yüksek menfaatleri, Gürcistan hükümetine artık sizin dışınızda, sizin çıkarlarınızı dikkate almadan kurtuluş için derhal yeni yollar aramasını dikte etmektedir. 1

Rusya kızıl ordusunun bir kolunun Gürcistan sınırlarına yaklaştığı böyle ağır gelişmelerin olduğu ortamda Şida Kartli’deki Osetler birkaç kez ayaklandılar. Rusya’nın 11. Ordu komutanlığı da Gürcistan’a saldırı ve Gürcistan’ın Sovyetler Birliği’ne dâhil edilmesi için isyancı Osetlerden umutluydular, isyancılar Gürcistan’a verdikleri muhtıraya göre Rusya’yı destekliyordu “Güney Osetya’da başlayan komünist ayaklanmaların Tiflis ve Kutaisi valilikleri tarafından bastırılması için şartlar uygun olmadığı gibi vakit geçmiştir”. [8] İsyancı Osetler Özerklik ve Rusya’ya bağlanmayı talep ediyordu. Bolşevik Rusya 1921 yılında Gürcistan Demokratik Cumhuriyetini ilhak etti ve 25 Şubat günü Gürcistan’ın Sovyetler Birliğine bağlandığını açıkladı. Osetler bunun için sağladıkları yardımların karşılığında 1922 yılında, tarihsel Şida Kartli bölgesinde “özerk bölge statüsü” elde ettiler.

Özerk Bölge oluşturulması ile aynı zamanda daha sonraki olaylarda Gürcistan’ı baskı altına almak için kullanılmak üzere bir bomba oluşturuldu ve bunu Rusya'nın gerici güçleri Sovyetler Birliği dağılıp Gürcistan’ın bağımsızlık ilanından sonra da (1991 yılı) yine mükemmel biçimde kullandı. Bu güçler olayların tarihsel gelişiminin doğal sürecini dikkate almıyorlar ve yine her şeyi eskiye döndürmek için çabalıyorlar. Bunun için de onlar ellerinden geldiği kadar anlaşmazlığı artırmayı, daha zor hale getirmeyi ve bu şekilde Gürcistan’a sürekli baskı uygulamayı arzuluyorlar, çünkü Gürcistan yine birçok büyük ülkenin çıkarlarının kesiştiği bir noktada, çok stratejik jeopolitik ve jeo-ekononik bir alanda yer alıyor. Akademisyen Mariam Lortkipanidze’nin gerçeğe uygun şekilde ifade ettiği gibi anlaşmazlığın çözülmesi “Rusya ve ABD’ye bağlıdır. Biz gerçekte bu iki gücün çıkarlarına uymalıyız”, [9] fakat bunun imkânını bize vermiyorlar.

Mevcut bu kadar anlaşmazlık, Rusya ile Gürcistan arasındaki siyasi anlaşmazlıktır. Rusya bunu Gürcüler ve Osetler arasında etnik anlaşmazlığa dönüştürmek için gayret ediyor, hatta bunu başarmıştır.

Kısaca bu konunun geçmişi böyledir. Gürcü halkı anlaşmazlığın barış yoluyla, kan dökülmeden çözülmesi için gayret ediyor. Problemin barışçıl yollarla çözümü için Gürcistan Cumhurbaşkanının programı, birçok önemli eylemin sırası ile uygulamaya konulmasını göz önünde bulunduruyor. Yönetim, özerk bölgenin varoluş şartlarına uygun şekilde, Gürcistan’da Osetya’ya geniş haklarla özerklik statüsüne sahip bir devlet ünitesi olması imkânı sunuyor. Her şeyden önce Gürcistan Cumhurbaşkanı Mikhail Saakaşvili’nin açıklamasına göre, Gürcistan anayasasında eski Güney Osetya Özerk Bölgesi siyasi statüsü Gürcistan içerisinde yer alacak olup, mevcut anayasada bu bölge anılmamaktadır. Maksimum özerklik verilmesi ile birlikte merkezi yönetimin yetkileri de maksimum şekilde özerk yönetime dağıtılır, ülkedeki özerk yapılar ülkenin merkezi yönetiminde de tam yetkili olarak temsil edilir. Yerel yönetim organları oluşturulur. Gürcistan parlamentosunda, bu bölgenin temsilcileri için kota ayrılır. Özerk bölgede devlet dili ile birlikte Osetçenin de resmi dil statüsü olur. Gürcistan yönetimi başka tedbirler almaya hazırdır. Buna ek olarak, 2004 yılında bu programın uygulanmasına başlanmış olup, programda 1991-1992 yıllarında Gürcistan’dan ayrılan Osetlerin durumu da dikkate alınmaktadır.

Gürcistan yönetimi, Cumhurbaşkanı Mikhail Saakaşvili’nin açıkladığı gibi daha fazlasını da yapmaya hazırdır, ancak aynı zamanda Gürcistan’ın bölünmesine ve ülkemizin herhangi bir bölgesinin bağımsız devlet statüsünün yasallaşmasına hiçbir zaman izin vermeyecektir. Gürcistan’dan herhangi bir bölgesinin uzaklaştırılmasına her zaman maksimum karşılık verilecek ve Gürcistan var olduğu ve bir yönetimi olduğu sürece bu hiçbir şekilde gerçekleşmeyecektir, hiç kimse bu tür yanılsamaya yeltenmemelidir.1 Tarihi adalet barışçıl görüşmelerle yeniden sağlanacak olup Gürcü ve Oset halkının gelecekte birlikte yaşamalarının ardından aralarında yıkılmış olan köprünün onarılmasına temel teşkil eder. Gürcistan yönetimi bu yönde çaba gösteriyor. Daha da fazlası, 2004 yılında Gürcistan Cumhurbaşkanı şunu açıkladı: “Biz Güney Osetya temsilcileri ile görüşme masasına oturmaya ve onlara, Kuzey Osetya’nın (Alania) Rusya Federasyonu içerisinde sahip olduğundan çok daha fazlasını garanti etmeye hazırız. [10]

Geçtiğimiz son yüzyıl boyunca anılan anlaşmazlıklar çevresinde gelişen olaylar ve süreci göz önünde bulundurursak tarihin tekerrür ettiğini söyleyebiliriz. 1918-1920 yıllarında da şimdi de gelişen olaylar aynı yağmurun iki damlası gibi birbirine benziyor. O zaman olduğu gibi şimdi de radikal Osetler gerici Rus güçlerinin dikte etmesi ile Gürcistan toprakları üzerinde “bağımsız cumhuriyet” statüsü ve Rusya ile birleşmeyi istiyorlar.

Tamamen temelsiz bu istek hakkında ünlü bilim adamı, Rusya Bilimler Akademisi Etnoloji ve Antropoloji Enstitüsü Kafkas Halkları Etnoğrafyası Bölümü Başkanı S. Arutinov’a “Rodina” isimli dergide (#1, 1992, sf. 71) muhabir şu soruyu sordu: “hatırlayın, Güney Osetya’da bu berbat yangın sadece Osetlerin Gürcistan’dan ayrıldıklarını, bağımsızlık ilan ettiklerini açıklamaları üzerine büyüdü”. Arutinov şu cevabı verdi: “Buranın hiçbir şekilde Osetya olmadığını, son yüzyıllarda çok miktarda Osetin yerleştiği bu toprakların en eski tarihlerden beri Gürcistan’ın merkezi olduğunu göz önünde bulunduracak olursak anlaşmazlık kaçınılmaz bir durumdu. Tabii ki Osetlerin orada yaşamaya hakları var, ancak sözkonusu bölgede kendi devletlerini ilan etmeye hakları yok. Kuzey Osetya ise başka bir konudur”. [11]

Gerçekten de Kuzey Osetya ayrı bir konudur. Geçmişin hataları dikkate alınmaz ise yine daha büyük bir trajedi tekrar ededilir.

***

Osetler'in Gürcistan'a Göçü

Gürcistan’a Osetlerin ilk gelişinin koşullarını Moğollar ve Timurleng tarafından Kuzey Kafkasya’nın merkezi alanlarındaki Osetlerin baskı altına alınması ve imha edilmeleri belirledi; Bu saldırılar sonucunda Osetler kendi yaşam alanlarını terk etmek mecburiyetinde kaldılar ve Kafkas dağlarındaki vadilerin içine sığındılar.

XIII. Yüzyılın ikinci yarısında Gürcistan, Moğol saldırıları ve hâkimiyetinden dolayı son derece zayıf düştü. Düzlük alanlardaki nüfus ciddi manada azaldı. Tüm bunlar Şida Kartli çevresini Oset silahlı birliklerinin saldırısına elverişli hale getirdi. Bu Moğolların çıkarlarına da uyuyordu, çünkü Moğollar Gürcistan’da kendi işgal politikalarını gerçekleştirmek için Osetleri yardımcı kuvvet olarak gördüler. Gerçekten de Gürcü vakanüvisleri ve tarih yazarları, 1292 yılında Kartli’de Krallık hâkimiyeti yok iken “Osetler'in tahribata, katliama, zulüme, esir almaya başladığını” açıklıyor. Bu dönemde Kartli’de Oset varlığı yaklaşık 30 yıl sürmüştür.

Benzer bir bilgiyi bize XIII. Yüzyılın ilk yarısının Gürcü tarihçisi Vakhuşti Batonişvili’de veriyor: “Osetler Kartli’de tahribata ve tutsak etmeye başladılar ve Gori şehrini işgal ettiler.” Osetler Kartli’ye yerleşmek istiyordu, Gürcü asilzadelerin (Aznaurlar) topraklarına sahip olmaları tehlikeli bir durum olarak ortaya çıktı.  Bu nedenle “tüm Eristaviler birleşti… Gori şehrine dayandılar ve burada çok sayıda Oset ve Gürcü öldü, Gürcü şehri Gori’yi yaktılar.” Osetler, Mukhrani’de bulunan ve kendi çıkarları gereği Gürcistan’da Osetlere destek veren Moğollardan yardım istediler ve Moğollar onlar için arabuluculuk yaptı. Moğollar, Gürcüler ile Osetler arasında antlaşma sağladı. Vakhuşti’nin açıkladığına göre bundan sonra Osetler ile Gürcüler arasında düşmanlık meydana geldi, ta ki Kral Giorgi Brtskinvale dönemine kadar, Giorgi Brtskinvale Moğolları ve Moğollarla birlikte Gürcistan’a gelen Osetleri de ülkeden çıkardı. Osetlerden Kartli’deki işgal ettikleri kaleleri ve kasabaları geri aldı, onları temizledi. Kafkasya’nın içinde bulunan asileri itaat altına aldı, hepsini vergiye bağladı ve Osetlerden temizlenen Kartli’de barışı sağladı”.1

Böylece XIV. Yüzyıl başlangıcında Kral Giorgi Brtskinvale çok önemli işleri gerçekleştirdiğinde, ülkede barışı ve birliği sağladı, Gürcistan’ı Moğollardan temizledi, baskıncı Oset birliklerini yok etti ve Gürcistan’dan çıkardı; bundan sonra neredeyse iki yüzyıl boyunca Gürcü kaynakları yoğun Oset topluluğundan bahsetmiyor.

İlgili edebi kaynaklara göre Oset yeni yerleşimleri Kartli’nin dağlık bölgesinde XVII. Yüzyılın ortalarından itibaren oluşmaya başladı. Bunu Gürcistan’daki eski Rus elçisi de onaylıyor, elçiye göre bahse konu yerde 200 kadar Oset yaşıyordu. Osetler XVII-XVIII. Yüzyıllarda kademeli olarak Kartli’nin dağlık kesimlerine gelip yerleşiyorlar. Fakat onlar burada kötü araziler ve var olmaları için fazlası ile sınırlı, elverişsiz şartlar ile karşılaştılar. Vakhuşti Batonişvili’nin ifadesine göre bu arazilerin “verimliliği… çok düşük”, Osetler “toprak kıtlığı ve arazinin kayalık olması sebebiyle fazla hububat ekemiyor”. Bu nedenle onların mülteci olarak güneye inmeleri doğaldı. Buna düşmanla yapılan sürekli savaşlar nedeni ile Kartli nüfusunun çok azalmış olması da imkân veriyordu. Kartli’nin dağlık alanlarında yaşayan Gürcülerin gelmesi ile Kartli düzlükleri yeniden insanla doluyordu. Boşalan eski Gürcü yerleşimlerine ise Oset’ler sahip çıkıyordu. Böyle bir süreç bizim yüzyılımıza da yabancı değildir. Kafkasların doğusundaki dağlık alanlarda yaşayan Gürcülerin kitleler halinde düzlük alanlara göçü neticesinde boşalan alanlara Kuzey Kafkasya’dan halkın rastgele gelmesi ve Gürcü topraklarını ele geçirme gayreti biliniyor.

Gürcü topraklarına sahip olabilmek için Osetler güç de kullanıyordu ve onların buraya göç sürecinin bazen fazlası ile yakıcı bir hali vardı. Özellikle, XVII. Yüzyılın ilk yarısında düzenlenmiş olan bir satın alma belgesine (tapu) göre (1621-1650 yılları) Osetler henüz yukarı Cava’da bile yaşamıyorlar. Tapuda şöyle diyor; “ამოსწყდა ზემო ჯავა და დაუკაცურდა ოსთაგან, ღმერთი იყოს მოწმე ასე ამოსწყდა, რომ კაცის ნაშენი აღარ იყო-რა.1 Yani Osetler Zemo Cava (Yukarı Cava) köyünde yaşayan Gürcülerin tamamını yok etmişler. Daha sonra Zemo Cava’ya Maçabeli’ler (Gürcü asilzedelerinden) tarafından Osetler yerleştirildi. Gürcü topraklarına Osetlerin yerleşme süreci Vakhuşti Bagrationi’nin de gözünden kaçmamıştır: “Bu yerlerde ne kadar Oset kaydettiysek, önceleri Gürcü köylüleri yaşıyorlardı. Gürcüler düşman saldırılarıyla nüfusu azalan ovalara indikçe Oslar da onların yerlerine gelip yerleşmişler”.2

Bu yüzden, bu dönemde Kartli’nin dağlık bölgesindeki eski Gürcü yerleşim alanlarına Osetler yerleşiyorlardı. C. Gvasalia Vakhuşti Bagrationi’nin haritalarının analizini gerçeğe uygun olarak şu şekilde yapıyor; “Şida Kartli’nin dağlık kesimlerinde veya düzlük bölgelerinde Oset halkının yoğun olarak yerleştiği köyler yoktu, böyle köyler sadece vadilerin başladığı yerlerde vardı”. Sözde “Güney Osetya”da o dönemde Osetlerin yaşadığı alanlar sadece dağlık bölgenin kuzey alanlarını kapsıyordu. Gürcü coğrafyacı Vakhuşti tarafından 1735 yılında oluşturulan haritada Osetya Kafkas dağlarının diğer tarafında yer alıyor.

Özellikle kayda değer bir gerçek şudur ki, Gürcü ve yabancı yazılı kaynaklarda yer alan bilgiler haricinde dilsel malzemeler, Oset folklörü, Şida Kartli mimari anıtları, yazıtlar ve toponimler de Osetlerin esasen buraya XVII. Yüzyıldan itibaren gelip yerleştiğini onaylıyor. Örneğin ünlü Oset bilim adamı V. Abaev şunu açıklıyor: “Ksani Osetleri’nin Ksani’ye yerleşmesi çok uzun süre önce gerçekleşmedi, bunun son 200 yılda olduğuna tarihsel ve dilsel gerçekler tanıklık ediyor”.3 Gerçekten de Oset kültürünün izleri Şida Kartli’nin hiçbir yerinde görünmüyor. Özellikle mimari tüm anıtlar Gürcü yapısıdır. P. Zakaria şunu işaret ediyor: “Şida Kartli’nin “Güney Osetya” olarak adlandırılan bölgesinde, arkeologların toprak altından çıkardığı her şey ve toprağın üzerinde duran tüm anıtlar Gürcü yapısıdır. Bunlar bize şunu işaret ediyor ki burada her zaman Gürcüler yaşıyordu ve birileri bir şey yapıyor veya inşa ediyorsa yine Gürcü eseri idi. Başka bir halkın eli burada sadece yıkımlarda, ülkenin harap edilmesinde görülmektedir.”1

Çok eski ve birçok defa iyileştirmenin sonucunda kubbeli bir anıt olarak günümüze kadar gelen büyük kiliselerden biri Nikozi anıtıdır. O, Tskhinvali yakınlarında bulunuyor. Onun duvarlarında Gürcü yazıtlarının parçalarına rastlıyoruz. Bu eser ilk olarak 5. Yüzyılda inşa edildi. Cuanşeri Vakanüvislerine göre Kral Vakhtang Gorgasali “Aziz Rajdeni'nin mezarının olduğu yere Nikozi Sagzebeli için kilise inşa etti ve onu Piskopos olarak tayin etti.” 2. Yani Vakhtang, Aziz Rajdeni’nin mezarının bulunduğu yere Nikozi kilisesini inşa etti. Vakhtang Gorgasali’nin Nikozi’yi inşa etmesi ile ilgili Vakhuşti Batonişvili de bilgi veriyor; “Kral rahip olarak Petre’yi Mtskheta’ya ve Yukarı kiliseye de Piskopos olarak Samuel’i; yine başkalarını da Piskopos olarak görevlendirdi: Klarceti’de, Eruşeti’de, Tsuna’da, Manglisi’de, Bolnisi’de, Rustavi’de, Ninotsminda’da, Çerami’de, Çeleti’de, Khornabuci’de, Agaraki’da, Nikozi Aziz Rajdeni mezarının olduğu yerde”.3. Böylece Vakhuşti Kral’ın Piskopos tayin ettiği o Gürcü topraklarını sıralıyor.

Şida Kartli’nin dağlık bölgesindeki epigrafik anıtlar benzer sonuçlar almamıza temel oluşturuyor. Bu bölgede bulunan 32 epigrafik anıt Prof. Giorgi Otkhmezuri tarafından incelenmiştir. Bu anıtların üzerindeki yazıların neredeyse tamamı Gürcücedir (Çok az miktarda Yunanca ve Ermenice yazıtlar da karşımıza çıkıyor). Buradaki en eski yazıt VIII. Yüzyıla ait olup yazıtların çoğu XI.-X. Yüzyıllara aittir, XVIII. Yüzyıla ait yazıtlar da yeterince karşımıza çıkıyor. Burada Oset halkına ait hiçbir iz görülmemektedir. Şida Kartli’nin dağlık bölgesindeki epigrafik anıtların araştırılması Prof. Giorgi Otkhmezuri’yi şu sonuca ulaştırdı: “eski Güney Osetya bölgesi coğrafyası tamamen Gürcü epigrafik anıtları ile kaplıdır… Bu epigrafik anıtlar açıkça gösteriyor ki buranın halkı Gürcü idi. Bölgenin yöneticileri Eristaviler ya da yerel büyük feodaller Gürcü idiler, yine onların içinde bulunduğu devlet Gürcü devleti ve kilise-ibadet dili de Gürcüce idi”.1

Şida Kartli ve özellikle oun dağlık bölgelerinin en eski çağlardan beri Gürcülerin yerleşim alanı olduğunu başka faktörlerle birlikte burada yayılmış olan coğrafik isimler yani toponimler de onaylamaktadır. Buraların en eski isimleri Gürcü kökenli ve unun yüzyıllardır mevcut isimlerdir. Toponimler bir halkın uzun geçmişinin bu veya o bölgede yerleşiminin anlaşılmasının bir veya birçok imkânını verir. Büyük Gürcü tarihçi Simon Canaşia’nın dediği gibi: “yazılı verilerin ışığından yararlanılamayan dönemdeki Gürcistan halkının bileşiminin anlaşılması için yer adları kaynaklardan özellikle bir tanesidir”.2 Şida Kartli bölgesinde Gürcü dilinde yer adlarının oluşması bilinmeyen çok eski dönemlerden beri bu bölgede Gürcü halkının ikamet ettiğini ifade eder. Gürcü bilim adamlarının araştırmalarına göre Liakhvi, Ksani ve başka vadilerin orta ve yukarı kesimlerinde, yani geç dönemlerde Osetlerin yeterince yaklaştığı alanlarda coğrafi yer adlarının büyük çoğunluğu köken olarak Kartveluri dillerindedir. Hiç şüphe yok ki, özellikle eski Güney Osetya Özerk Bölgesinde yaygın olan Kutskhoveti, Çkhoreti, Satskhumeti, Çkhuneti, Tskhmori, Geri, Paçuri, Lapaçi, Largvisi, Laguri ve başka yer adları Svanca ve Laz-Megrelce kökenli olup “Şida Kartli’nin eski Kartveluri dilinin bölünerek Kartuli, Svanuri ve Zanuri dillerine ayrıldığı bölgenin bir kısmını oluşturabileceği” tahmin ediliyor.3

Şida Kartli’nin dağlık kesimleri dâhil olmak üzere Şida Kartli’nin tamamı Gürcüce yer adları ile doludur. “Buralarda yer adlarının değiştirilmesi eski yerleşim alanlarına ve boş alanlara Osetlerin yerleşmesinden sonra oldu”. [12] Bunun haricinde özerk bölge oluşturulması sonrasında Gürcüce yer adlarına karşı savaş açtılar ve bazı olaylarda yine istedikleri sonuca ulaştılar. Fakat çok şükür eski Gürcüce yer adları hakkındaki bilgiler Gürcü kaynaklarında olduğu gibi yabancı yazılı kaynaklarda da korunmuştur.

Osetlerin Şida Kartli’nin düzlük alanlarına göçü XVIII. Yüzyılın sonunda başlayor ve bu süreç XX. Yüzyıl boyunca da devam ediyordu. Buna Osetlerin verimli topraklara göçünün hızlanmasının yanında, bazı Gürcü feodallerin çıkarları da imkân veriyordu. Bunun haricinde düşmanların saldırıları ve iç feodal çekişmeler sonucunda boşalan vatan topraklarına derebeyine bağlı ortaçağ köylülerinin (ყმა) çoğalmasının gerekliliği de imkân veriyordu. Doğrusu, Kral Erekle’nin kâtibi İese Barataşvili “yaşam günlüğünde” verdiği bir bilgide bunu işaret ediyor; “Osetya’ya bana Oset bulması için adam gönderdim, epey para harcadım, bana söz veriyorlar ve henüz ortada görünmüyorlar, belki bana bağlı çalışacak köylülerin sayısını artırabilirim”. Gürcü halkı sürekli savaşlar ve Lek akınları (Lekianoba) nedeniyle o kadar azalmıştı ki Karal II. Erekle Kuzey Kafkasya’dan Osetleri getirmek mecburiyetinde idi, burada onların yaşaması için uygun şartlar oluşturuyordu. Bir Oset olan Tucuki Kudukhaşvili’ye Osetlerin Gürcistan’a getirilmesi için Aznauri (asilzade) payesi de verildi.

Genelde XVII-XVIII Yüzyıllarda ve XIX. Yüzyılın ilk yarısında Osetler Gürcistan’da önemsiz bir miktarda yaşıyordu. Osetlerin, tarihsel anavatanları Kuzey Osetya’dan Gürcistan’a kitlesel göçü 1860 yılından sonra başlamaktadır. Bununla ilgili, doğru bilgileri güvenilir kaynaklara dayanarak Brockhaus ve Eproni ansiklopedileri vermektedir. Özellikle 1860 yılında Kuzey Osetya’da yaşayan Osetlerin nüfusu 46.802 kişi idi ve yine Gürcistan’da, özellikle Kartli dağlık bölgesinde 19.324 Oset yaşıyordu. [13] Yani bu dönemde Kuzey Osetya’da Gürcistan’dakinden 2,5 kat fazla Oset yaşıyordu. O ansiklopedilere göre 1833 yılı verilerine göre Rusya İmparatorluğunda 35.750 Oset yaşıyordu ve eğer yukarıda açıklanan oranı göz önünde bulundurursak, bu durumda 1833 yılında Gürcistan’da yaşayan Osetlerin sayısı 14 bin kişiye eşdeğerdi. Bu döneme ait başka kaynaklardaki verilere göre de Gürcistan’da 14 bin Oset yaşıyordu.1 Yine daha önceleri, XIX. Yüzyılın başlangıcına kadar Rusya İmpaatorluğunda Osetlerin nüfusu 25.000 kişiye eşdeğerdi.2

Gürcistan’a Osetlerin gelip yerleşmeleri ile ilgili olarak aynı ansiklopedideki 1880 yılına ait Oset nüfusu hakkındaki bilgileri ilginçtir. Özellikle 1880 yılında Kuzey Osetya’da Kafkasya İstatistik Komitesi verilerine göre 58.926 Oset yaşıyorken yine Gürcistan’da artık 51.988 Oset yaşıyordu. Yani 20 yıl içerisinde, 1860 yılından 1880 yılında kadar Kuzey Osetya’da Osetlerin nüfusu 12.000 kişi yani 0,2 kat çoğalırken, aynı dönemde Gürcistan’daki Oset nüfusu 33.000 kişi yani 2,7 kat çoğalmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da şudur ki Kuzey Osetya’da yaşayan 47.000 Oset nüfusuna 20 yılda sadece 12.000 kişi eklenirken yine Gürcistan’da daha az nüfusa sahip yani 19.000 kişilik nüfusa 33.000 kişi eklenmiş, nüfusta bu miktarda artış olmuştur. Böyle kısa bir periyotta bu miktarda doğal nüfus artışı imkânsızdı. Bu da şunu gösteriyor ki bu dönemde Kuzey Osetya’dan Gürcistan’a yerleşmeye büyük miktarda Oset geliyor. Biz bu dönemde gelen Osetlerin sayısını belirleyebiliriz. Özellikle XIX. Yüzyılın 70’li yıllarının sonundaki Oset halkının doğurganlık oranının binde 37,5 ve ölüm oranının da binde 14,3 olduğu biliniyor. Yani Osetlerin doğal nüfus artışı her yıl için binde 21,4’ e eşdeğerdir. Diyelim ki bu 20 sene boyunca her yıl doğal nüfus artışı oranında her 1000 kişiye 21,4 kişi eklenmiş olsa 1880 yılında Gürcistan’daki Oset nüfusu 29.014 kişi olmalıydı. Bu yılda (1880) Gürcistan’daki Oset nüfusu 23.000 kişi fazla idi, biraz kabaca bir hesap yapmış olsak bile bu Kuzey Osetya’dan göç eden nüfusa eşdeğerdi. Eğer 1860 yılında Gürcistan’da Oset nüfusu 19.000 kişi, yine 1880 yılında 52.000 kişiye eşit ise, bu durumda bu dönemde Gürcistan’da yıllık ortalama 35.000 Oset yaşıyordu; Yani bir yıl boyunca Gürcistan’da Osetlerin doğal nüfus artışı 749 kişiye eşdeğerdi (35 X 21,4), yine 20 yıl içerisinde 14.980 kişi nüfus artışına. Eğer Oset nüfusu 20 yıl içerisinde bu kadar, 33.000 kişi artmışsa ve bu artışın 14.980 kişilik kısmı doğal nüfus artışı ise, bu durumda gayet açıktır ki 18.020 Oset, yani neredeyse 1860 yılında Gürcistan’da mevcut Oset nüfusu kadar Oset 20 yıl içerisinde Kuzey Osetya’dan gelerek Gürcistan’a yerleşmiştir. Burada önemli bir anı da göz önünde bulunduralım.

Rusya İmparatorluğundaki Oset Nüfusu

 

1833 yılı

1860 yılı

1880 yılı

1897 yılı

 

Oset Nüfus

%

Oset Nüfus

%

Oset Nüfus

%

Oset Nüfus

%

Rusya İmparatorluğu

35750

100.0

66125

100.0

110914

100.0

171716

100.0

Terek Bölgesi (esasen Kuzey Osetya’daki nüfus)

25450

72.0

46802

71.0

58926

53.0

96621

56.3

Gürcistan

10300

28.0

19324

29.0

51988

47.0

71508

41.6

 

Kaynak: Ansiklopedik Sözlük, т. ХХII St. Petersburg, 1897.

А. Goldşteyn. Dağda ki Kuleler. М., 1977. с. 283.

Osetya ve Osetler. S.Peterburg, 1994. Bu kaynağa göre 1833 yılında Gürcistan’daki Oset nüfusu 19.324 kişi idi. Bu, düzeltilmesi gereken bir baskı hatası olmalıdır çünki, 1897 yılında St. Petersburg’da basılmış olan ansiklopedik sözlüğün 22. Bölümüne göre 1860 yılında Gürcistan’daki Oset nüfusu 19324 kişi idi.

Rusya İmparatorluğu Birinci Genel Sayım 1897. İmparatorluk Genel Listesi Cilt. II, S.Peterburg, 1905, Syf. XV, 43.

Yukarıda belirttiğimiz gibi, 1870’li yıllarda Gürcistan’da yaşayan Osetler arasındaki ölüm oranı yıllık binde 14,3 kişi idi. Belirttiğimiz bu ölüm oranı o dönem için son derece düşük bir orandır. Başka halklardaki ölüm oranı bundan neredeyse iki kat fazladır. Bu olayları anlatırken şunu da göz önünde bulundurmak gerekiyor ki Kuzey Osetya’dan Gürcistan’a genelde ölüm oranı düşük olan sadece genç ve orta yaştaki sağlıklı nüfus göç ediyordu

Ünlü Rus bilim adamı G. Çursin, V. Papi, N. Dubrovin, L. Zagurski ve başkaları, Şida Kartli’deki Osetleri Kuzey Osetya’dan gelmiş bir halk olarak kabul ediyorlar. Özellikle G. Çursin’e göre “Güney Osetya bölgesinde yaşayan Osetler buraya nispeten yeni gelmişlerdir. Daha önce burada anılarını birçok arazinin coğrafik yer adında bırakmış olan başka bir halk yaşıyordu.”1 Profesör V. Papi’de aynı fikirde: “Transkafkasyalı tüm Osetler, kuzeyden göç ettiklerini hatırlıyor”.2 Böylece G. Çursin de V. Papi’de Osetleri yeni gelmiş, temel olarak 19. Yüzyılda buraya göç etmiş kabul ediyor. Akademisyen N. Dubrovin’e gelince O, Güney Osetya diye bir yer olmadığını gayet iyi biliyor ve “sözde” Güneyli Osetlere hatırlatıyor “toprak kıtlığından dolayı Osetlerin bir kısmı Kafkas dağlarının güney eteklerine gelip yerleştiler… Didi Liakhvi ve Patara Liakhvi, Ksani vadilerini ele geçirdiler. Osetler Eristavilerin ve Maçabelilerin hizmetine girdiler (kma-Ortaçağ köylüsü olarak). Doğrusu, sözde Güneyli Oset halkını bu göçle gelip yerleşenler oluşturur”.3 Kafkasya uzmanı L. Zagurski’ye göre de açıktır ki Osetlerin tarihsel anavatanı Kuzey Osetya’dır: “En eski Osetya Kafkas sıradağlarının kuzey yamaçlarındadır.”4 Rus araştırmacılar G. Çursin, V. Papi, N. Dubrovin ve L. Zagurski’nin görüşlerini S. Lekişvili’nin eserinden doğrudan aktardık. [14]

XX. Yüzyılda Rus bilim adamlarının bu konulardaki fikri değişmemştir. Gerçekler farklı türde yorumların yapılmasına imkân vermiyor. Biz yukarıda Rus ve Oset bilim adamlarının Osetlerin Kuzey Kafkasya’dan XVII. Yüzyılın başlarından ve özellikle de XIX. Yüzyılın ikinci yarısında Gürcistan’a göçü ile ilgili görüşlerini anlattık. Birçok araştırmacıdan biri olan A. Goldstein’in yorumunu ifade edersek ona göre; Alanlar VI.-IX. Yüzyıllarda Kuzey Kafkasya dağlarına nüfuz ettiler, yerli halkla karıştılar. X. Yüzyılda yeni bir halk ortaya çıktı. Osetler bu halka kendi dillerini ve kendi isimleri olan “Assa” ismini verdi. Gürcüler Alan’lara Oset (ოსები), ülkelerine de Oseti (Osetya-ოსეთი) diyordu. Bu ülke ve halkına Rusların verdikleri isim de buradan gelmektedir. Bu şekilde Osetlerin dili de Alanlardan gelmektedir. Yine kültür, gelenek, ruhsal yapıları, temelde kuzey-doğu Kafkasya’nın dağlı halklarının; Çeçenlerin, Dağıstanlıların, Gürcistan’ın kuzey bölgelerinde yaşayan Gürcülerinki gibidir.

XII. Yüzyılda Alania’nın önemli bir kısmı Gürcistan’a bağlı idi. X-XII. Yüzyıllarda dağlık Osetya’da Gürcistan’dan Hıristiyanlık yayıldı. Gürcüler oralarda kiliseler inşa ettiler. Bu dönemde inşa edilen harika kiliselerden biri araştırmacı V. Papi tarafından Miuval Vadisinde bulunmuştur. Dekorlarından ve başka işaretlerden anlaşıldığına göre kilisenin yapım tarihi XI. Yüzyıldır.

Don nehri havzasında ve Kafkasya önlerindeki düzlüklerde yaşayan Alanlara XIII. Yüzyıldaki Tatar-Moğol saldırıları ölümcül bir darbe vurdu. Onların topraklarını Altınordu Devleti ele geçirdi. Sonunda Timurleng XIV. Yüzyıl sonunda Alanları imha etti.

Tatarların zayıflamasından sonra Kafkasya steplerini Kabardeyler ele geçirdi. XV-XVIII. Yüzyıllar boyunca Kabardeyler ve Osetler arasındaki savaşlar kesintisiz devam ediyordu. Kabardeyler Osetlerin dağlık bölge önlerindeki vadi-düz arazilerini işgal ettiler ve dağlık alanlara nüfuz etmeye başladılar. Dağlık alanların önlerinde ve düzlük alanlarda yaşayan o Osetler Kabardeylerin hâkimiyeti altına girdiler, Müslümanlığı kabul ettiler ve Kabardey feodallerine vergi vermeye başladılar. Dağlık bölgenin halkı ise kapalı ve uzak alanlarda, vadilerde yetersiz bir hayata mahkûm olmuştu. Bu dönemde Osetler Kafkas dağlarının güney yamacına geçiyorlar (Gürcistan Sovyet Sosyalist Cunhuriyetinin bugünkü Güney Osetya Özerk Bölgesine) ve normal Gürcü feodallerin emrindeki köylüler oluyorlardı (orta çağ köylüsü-kma). [15]

Kabardeyler tarafından çok ağır şartlara maruz bırakılan Osetlerin kaderi Avrupalı gezginlerin gözünden de kaçmamıştır. Örneğin İakob Rainegs (1744-1793) şunu ifade ediyor: “Bağımsız oldukları dönemde düz arazilerin hâkimi olan Kabardeyler Osetleri köle gibi çalıştırıyorlar ve dağlık bölgelerden gelip ellerine düşenleri satıyorlar. Hala bundan endişe ettiği için kendi dağlık alanlarını hiçbir zaman terk etmeyen ve Kafkasya ve kendileri dışında bir dünyanın varolup olmadığı fikri ile ilgilenmeyen yaşlı Osetler var”. [16] Doğal olarak, Kafkasya’nın ulaşılmaz vadilerinde sıkışmış Osetler, ağır geçim şartları ve sürekli korku nedeni ile Kafkas dağlarının güney yamaçlarına, Şida Kartli’nin dağlık kesimlerine geçiyorlar, daha sonra geçim şartlarını iyileştirmek maksadı ile kademeli olarak düz alanlara gidiyorlar ve Gürcü feodallerin topraklarına mülteci olarak yerleşiyorlardı. 1672-1673 yıllarında Gürcistan’ı gezen ünlü Fransız gezgin Jean Chardin Kafkas dağlarının kuzeyinde Alanlar yaşıyor diyor.[17] Tabi ki Alanlar derken Osetleri kastediyorlar.

1843-1846 yıllarında Kafkasya’yı, özellikle de Karadeniz kıyısında bulunan ülkeleri, Ermenistan’ı, Kürdistan’ı ve İranı gezen Alman gezgin-bilim adamı Moris Vagner Kafkas dağlarının eteklerinde Osetlerin yaşamı hakkında şunu belirtmektedir; “Kafkas dağlarının en yüksek tepelerinde yaşayan Osetler Hıristiyan’dır. Onlar yük taşımacılığı ve ağır günlük işlerde çalışıp belli miktarda para kazanmak maksadı ile Tiflis’e normal şekilde geliyorlar… Küçük bir kapital oluşturmak için… Dağlara geri dönüyorlar”. [18]

Şimdiki Tskhinvali bölgesinin tamamen Gürcü toprağı olduğu Osmanlı yazar Gürcüzade’nin çalışmalarında da açıkça görülmektedir. O’nun “Tiflis’in Fethi kitabı” XVIII. Yüzyılın I. Çeyreğinin Gürcü tarihine ait önemli bilgiler içermektedir. Gürcüzade’nin belirttiğine göre Kartli Kralı VI. Vakhtang kendi topraklarında Tskhinvali adı ile bilinen yerde, Gürcülerin geniş avlak alanlarında bulunuyordu. Doğrusu Osmanlı ordusu buraya, “Tskhinvali denen azılı yere yaklaştı. Osmanlılara karşı ayaklanan Gürcüler… Müzakere yerine mücadele etmeyi tercih ettiler”. [19]

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi Osetlerin kendi tarihsel ana vatanları Kuzey Osetya’dan Gürcistan’a göçü konusu Gürcü yazılı kaynaklarında da Gürcü bilim adamlarının çalışmalarında da herhangi bir kuşkuya yer vermemektedir, fakat biz burada, belli görüşlerle en başta sadece Oset ve Rus bilim adamlarının bakış açılarını verdik. Bu konu ile alakalı olarak bir gerçeğin daha ifade edilmesi gerekir. Gürcüce konuşma içerisinde daosebuli (Osetleşmiş-დაოსებული) kelimesi Gürcistan’da Osetlerin göç ettiği zamandan itibaren yayılmıştır. Gürcüce açıklamalı sözlüğe göre bu kelime çok yorgun, bitkin, zayıf anlamındadır. Gerçekten de Gürcistan’a göç eden Osetler aşırı yoksulluk nedeni ile gücü tükenmiş ve zayıf düşmüş idiler. Bizim düşüncemize göre bu gerçek de Osetlerin göçünü ifade ediyor. Genel olarak Gürcüce konuşma içerisinde bazı etnik isimler, özellikle Yuda (hain anlamında-İsa Peygamberi ele veren Yehuda isimli havari), Uria (Yahudi), Çaçani (Çeçen), Cavakhi (inatçı) vs. kelimeler, negatif değerlendirme için sürekli kullanılıyordu. Örneğin da-çaçanebuli (ihtiyarlık-yıpranmışlık) Çeçen ile ilişkilidir, aynı şekilde daosebuli kelimesi de Osetlerle ilişkili olabilir.

Sunulan dokümanların, araştırılan problemlere açıklık getirme amacı için yeterli olduğunu düşünüyoruz, daha da fazlası bizim çalışmamızın başka bölümlerinde de Gürcü, Oset, Rus ve Avrupalı bilim adamlarının hiçbirinde benzeri olmayan bir bakış açısı getiriliyor.

Yani Osetler 19. Yüzyılın 60’lı yıllarından sonra kitleler halinde Gürcistan’a gelip yerleşiyorlar. Onlar Kartli düzlüklerindeki bölgelere de yerleşiyorlar ve bu konuda hiçbir kısıtlamaya da maruz kalmıyorlar. Yoğun Oset yerleşimleri Kura nehrinin sağ tarafında, şimdiki Kareli ve Borcomi bölgesinde (örneğin Bakuriani’de 1885 yılında 71 Oset yaşıyordu) ve başka yerlerde görülüyor;

Oset bilim adamı G. Togoşvili’nin açıkladığı gibi “Osetler satın alma yolu ile de toprak sahibi olmaya gayret ediyorlar, toprak sahiplerinin yanında çalışıyorlar veya devlet arazilerine yerleşiyorlardı. Bu, tabiî ki sadece Güney Osetya’da olmuyordu. XVIII. Yüzyıldakine benzer şekilde Tagaurili Osetlerin de yine Gürcistan’a göç etmeye büyük ilgi duydukları görülüyor… Trialetili Osetlerin buraya yerleşmesi XIX. Yüzyılın 40-50’li yıllarına tekabul ediyor”. [20] Bununla ilgili belgeler, XIX. Yüzyıl sonunda Kakheti’de de Oset köyleri olduğunu gösteriyor. Bu konu kakkında Oset bilim adamı Prof. B. Kaloev şunu belirtiyor: “XIX. Yüzyıl boyunca büyük oranda Oset Gürcistan’ın Duşeti ve Gori bölgesine yerleşti, XX. Yüzyılın başlarında Yukarı ve Aşağı Kakheti topraklarında 30’dan fazla Oset yerleşim noktası uluştu. Bu Osetler Gürcü Beylerinin (tavadebi) topraklarına yerleştiler.” [21]

Osetlerin Kartli ve Kakheti düzlüklerine yoğun olarak yerleşmesi tüm XX. Yüzyıl boyunca devam ediyordu. 1926 yılında Gürcistan’daki Oset nüfusu 113.000 kişiye ulaşmış olup bunun 60.000’i eski Güney Osetya Özerk Bölgesi sınırları içerisinde, 53.000 Oset ise bu bölge sınırlarının dışında yaşıyordu. 1989 yılında artık Gürcistan’daki Oset nüfusu 164.000 kişiye eşitti ve bunların 65.000’i Güney Osetya sınırları içerisinde, yine neredeyse 100.000 Oset de Güney Osetya sınırları dışındaki yerlerde, temel olarak Doğu Gürcistan’ın şehirlerinde ve ilçelerinde yaşıyordu.

Yukarıdaki verileri analiz edecek olursak, her şeyden önce, eski Güney Osetya Özerk Bölge sınırları içerisinde 1926-1989 yılları arasındaki nüfus artışı önemsiz miktarda, 4.800 kişi artmış yani sadece %8 artış göstermiş, yine bu bölge sınırları dışındaki Gürcistan topraklarında ise 47.000 kişilik yani %87 artış göstermiştir. Bu aynı zamanda Güney Osetya bölgesinde o dönemde yaşayanların bir kısmının Gürcistan’ın diğer şehirlerine ve ilçelerine gidip yerleşmelerinin de bir sonucudur. Böylece, Osetler tarafından Gürcistan topraklarının etnik sahiplenilmesi tüm XX. Yüzyıl boyunca yoğun olarak devam ediyordu.

Doğrusu bunun sonucunda da 1989 yılı nüfus kayıtlarına göre Kareli ilçesindeki Oset nüfusu ilçe nüfusunun %15’ini, Akhmeta ilçesinde %11, Gori ve Kaspi bölgesinde %10, Lagodekhi ve Borcomi bölgesinin %8’ini oluşturuyordu. Tiflis’te Oset nüfusunda büyük artış oldu. 1886 yılında Tiflis’te yaşayan Oset nüfusu 314 iken yine 1922 yılında 1446, 1989 yılında 33.000 kişiye ulaştı, yani bir yüzyılda Tiflis’deki Oset sayısı 105 katına çıktı, yine son 60 yıl boyunca 23 kat arttı. Gerçekten de 1989 yılı nüfus verilerinin de gösterdiği gibi Tiflis’te yaşayan Osetlerin sadece yarısı (16.000) burada dünyaya gelmişti.

Önemli bir husus şudur ki Osetler Gürcistan’a farklı yollardan geliyorlardı, Prof. N. Berdzenişvili Osetlerin Kuzey Kafkasya’dan istilasının ana yolunun Didi Liakhvi vadisi-Dvaleti yolu olduğunu düşünmektedir. Gürcü tarihi kaynakları ve Vakhuşti’nin yazılı eserinde bu rota anlatılmıştır. Oset profesör G. Togoşvili’nin ifade ettiği gibi, “bugün de bazı araştırmacılar Kartli’de mevcut Osetlerin Derbent yolu ile geldiğini kabul ediyor ve batı istikametinden onların gelişini ise temelsiz olarak görüyor ve böyle olmadığını düşünüyor” ancak tüm bunlar daha gerçekçidir.1 Prof. D. Gvritişvili bu konuya özel bir çalışma yaptı. O’nun tarihçi-gezginlerin verdiği bilgiler ve doğrudan kişisel araştırmalarına dayanan görüşüne göre; Kuzey Kafkasya’dan başlıca yollar Aragvi, Ksani, Patara Liakhvi ve Didi Liakhvi vadilerine geliyor ve buralardan Gürcistan meralarına yönleniyordu. Bahsedilen vadilerde ana geçitler şunlardı: 1.Roki geçidi; bu Didi Liakhvi vadisini Osetya’ya bağlayan bir geçittir. 2.Bakh-Pandagi geçidi; bu geçit Roki geçidinin batısında bulunuyor. Bu yola Osetler “taşıma yolu”, “kızak yolu” “yaya yolu”, “at yolu” şeklinde isimlerle adlandırıyorlar, çünki “bakh” kelimesi Osetçe at, “pandag” kelimesi ise yol anlamına gelmektedir. Bakh-Pandagi geçidinin batısında da Roki yolu ile birleşen “Zekari geçidi” vardı; 3.Dzedos geçidi; bu geçit birkaç kola bölünüyor. Bir öksürük mesafesinde Roki yolu ile birleşiyor, yine ikincisi, Cava-Oni’nin sözde “Çasavali” adındaki Oni’ye giden yol ile birleşir. 4.Mamisoni geçidi; bu Osetlerin askeri yol olarak kullandığı Ardon vadisine giden geçittir. Bu yolda hareketli gidiş geliş vardı ve bu yol Gürcüler tarafından bilinçli olarak takviye edilmişti. 5.Sba geçidi; Farklı vadileri geçerek sonunda Roki ve Kobi yolları ile birleşmektedir. Bu ana yolların dışında çok sayıda başka küçük geçit de vardı. Osetler bu yollar sayesinde Gürcistan ile irtibat sağlıyorlardı. Bu yollar ve patikalar kimin elinde ise bu bölgenin kontrolü de onun elinde idi. Bunun içindir ki Gürcistan Devletinin liderleri, Osların gelişini engellemek için sürekli olarak geçitlerin takviye edilmesine gayret ediyordu, ne zaman ki Gürcistan bu kuzey sınırlarını kontrol etmeyi başaramadıysa sonucu da buna uygun oldu ve O, kuzeyden gelen Osetlerin yerleştiği yukarıda adı geçen bölgelerini kaybetti.”1.

***

Tskhinvali’nin Eski Halkı

Eski Güney Osetya Özerk Bölgesi’nin başkenti Tskhinvali’de XX. Yüzyıla kadar Osetler hiç yaşamamıştır. O, her zaman bir Gürcü kenti idi.

Tskhinvali’de ve çevresinde yapılmış arkeolojik kazılar Tskhinvali’nin Gürcistan’ın en eski yerleşim birimlerinden biri olduğunu gösteriyor. Feodal dönem Gürcistan şehirlerinin tarihi ve şehir oluşumlarının tanınmış araştırmacısı Ş. Meskhi’ye göre Tskhinvali Hıristiyanlık öncesi dönemde de önemli bir birimdi.

Tskhinvali (ცხინვალი) şehrinin adı da Gürcüce gürgen bitkisinin adı olan Rtskhila’dan (რცხილა) gelmektedir. Eski Gürcüce’de bu bitkinin adı Krtskhila (ქრცხილა) idi ve bu yüzden de eski Gürcü kaynaklarında da Tskhinvali (ცხინვალი) adı Krtskhinvali (ქრცხინვალი) olarak geçer. 1344 yılına ait bir tapu kaydında buranın tüccarların yerleştiği bir yer olduğu yazmaktadır, [22] hiç şüphe yok ki buna onun konumu da imkân veriyordu. Tskhinvali bir şehir olarak ilk kez 1392 yılında Mtsketa tapu kayıtlarında geçmektedir. Tarihsel kaynakların verdiği bilgiye göre XIV.-XVI. Yüzyıllarda Tskhinvali’de Svetitskhoveli katedralinin hizmetinde çalışanlar yaşıyordu. Mtskheta patriğinin 18. Yüzyılda da Tskhinvali’de hizmetkârları ve tüccarlar vardı.

Vakhuşti Batonişvili’ye göre XVIII. Yüzyılın ilk yarısında Kartli’de 14 önemli ticaret noktası vardı, bunlardan başlıcaları Tiflis ve Gori şehirleri idi. Kalan 12 tanesi “küçük şehir” statüsünde idi ve bunların en seçkin olanlarından biri Tskhinvali idi. 18. Yüzyılın ilk yarısının Gürcü politik liderlerinden Al. Amilakhvari “Georginuli İstoria”da Tskhinvali’yi “her zaman bir Kartli şehri olarak anlatır ve Gori’den sonraki sırayı verir”. [23] Bu dönemde o kraliyet şehri sayılıyordu.

Tskhinvali şehrinin kale yapıları vardı. İlgili belgelerde Tskhinvali kalesi ve “Krtshinvali duvarları - ქრცხინვალის გალავანი” olduğu ve acil durum siperleri ile takviye edilmiş olduğu anlatılıyor. Ş. Meskhi’nin belirttiğine göre, Tiflis, Gori, Akhaltsikhe, Kutaisi, Tskhinvali gibi Gürcistan şehirlerinde geç feodal dönemde, kale haricinde şehri koruyan duvarlar veya bunun benzeri yapılar (siperler, kuleler) da vardı.

Belirtilmesi gereken ilginç bir husus da şudur ki Vakhuşti Batonişvili’nin verdiği bilgiye göre Giorgi Saakadze “Tiflis, Ktskhinvali ve Dualeti Valisi” idi. Buna ek olarak Amilakhvari soyundan kişiler Amilakhvarişvililer kraldan Tskhinvali valiliğini alabilmek için yeterince uzun bir süredir uğraşıyordu, ancak gelişen olaylar sonunda Tskhinvali’nin valisi yoktu ve onun yönetme işini başka bir görevli yürütüyordu. Doğrusu 1766 yılına ait bir belge bundan bahsediyor, belgeye göre valinin görevlerini Kral ve kale yöneticisi paylaşmıştı. [24]

Yukardaki açıklamaların tamamını göz önünde bulundurur ve birçok başka belge ve evrakı dikkate alırsak, tümüyle söylenebilir ki Tskhinvali başka şehirlerle birlikte Gürcistan’ın ekonomik yaşamında aktif rol oynamakta idi.

18. Yüzyıl ve daha önceki dönemlerde Tskhinvali halkının nüfusu hakkında bilgi neredeyse yok denebilir. Sadece şu kadarını biliyoruz ki 1770 yılın nüfus kayıtlarına göre Tskhinvali’de 700 aile yaşıyordu. Bizim için buranın etnik yapısı farklı dönemlerin edebiyat kaynakları ve belgelerle kesin olarak bilinmektedir.

Görüldüğü gibi burada en eski zamanlardan beri Gürcüler, Yahudiler ve Ermeniler yaşadı. Bunlardan başka bir halktan kimse burada yaşamamıştır. XVIII. Yüzyılın ilk yarısının seçkin bir kişisi, tarihçi ve coğrafyacısı Vakhuşti Batonişvili şunu belirtiyor, “Didi Liakhvi kenarında Ktskhinvali adında iyi-havadar küçük bir şehir var, halkı Gürcüler, Ermeniler, Yahudilerden oluşur [25] Tskhinvali kentinin etnik yapısı hakkında bilgilerle Kral VI. Vakhtang’ın fermanında da karşılaşıyoruz. Özellikle Tskhinvali halkı krala her yıl 28 testi şarap vermek, bağları işletmek zorunda idi; buna ilave olarak da “Bazen Gürcü, Ermeni ve Yahudilere vergi kaydedilirdi ve onlarda orada ne yetişiyorsa onu kendileri getirmekle mükellefti”.  [26]

Buna ek olarak, Tskhinvali ve genel olarak tüm Şida Kartli Gürcü kaynaklarında her zaman Gürcistan’ın ayrılmaz bir parçası olarak dikkate alınır. Örneğin, bunun hakkında Vakhuşti Batonişvili daha sonra şunu belirtir: “Kral Luarsab orada duruyordu (1606-1614 yılları arasında tahtta olan Kartli Kralı Luarsab-II’den bahsediliyor) ქცხინ-ვალს, რამეთუ ჟამად მოვლიდიან თუისთა ქვეყანათა ყოველთა” [27] Tskhinvali birçok defa düşmanlar tarafından tahrip ve yok edildi, onun iç düşmanları da eksik olmazdı. Örneğin 1772 yılında Yüzbaşı İ. Lvovi’nin Graf N. Panin’e Kakheti’den bildirdiğine göre Gürcü beylerinden (tavadi) Kkhidirbegişvili Kral Erekle’ye gücendi ve Akhaltsikhe’ye (Ahıska) geçerek oradan topladığı Türkleri ve Lekleri birkaç gün sonra gece vakti Tskhinvali’ye sokup yağmaladı, erkek ve kadınlardan oluşan 306 Gürcüyü esir alıp Akhaltsikhe’ye götürdü [28].

Şimdi, Tskhinvali’yi Gürcülerle birlikte nispeten büyük sayılabilecek oranda Yahudi ve Ermeni’nin yaşamasına uygun hale getiren şartların ne olduğunun da söylenmesi gerekiyor. Tskhinvali’de, Oni’de olduğu gibi, eskiden beri büyük biktarda Yahudi yaşıyordu. Burası Kuzey Kafkasya’dan, Kartli’den ve Zemo Raça’dan gelen yolların kesiştiği bir yer olduğundan en başından beri önemli bir ticaret noktasıydı. Ermeniler ve Yahudiler ise bilindiği gibi, Gürcistan şehirlerinde esasen ticaretle uğraşıyorlardı.

Tskhinvali kentinin etnik yapısı 19. Yüzyılda da değişmemiştir. Nüfus kayıtları ve başka belgeler Tskhinvali’de sadece Gürcüler, Ermeniler ve Yahudilerin yaşadığını onaylamaktadır. Tskhinvali’nin bu dönemde artık şehir olarak anılmadığı doğrudur ancak O her zaman bir Gürcü köyü olarak belirtilmektedir. Özellikle XIX. Yüzyılda Gürcistan’da yaşayan Rus görevliler de bunu ifade etmektedir.

Geçen yüzyılın ilk yarısında, Rus generallerin, Osetler tarafından Gürcü köylerinin harap edilmesi, yağma-soygun ve Gürcülerin öldürülmesi için yol gösterdikleri biliniyor. XIX. Yüzyılın ünlü halk adamı S. Mgaloblişvili şunu hatırlıyor: “Lek baskınları Oset baskınları yanında nedir veya nasıl kıyaslanır ki. Tüm Osetler Maçabeli beyleri ve Ersitavilerin (prensler) hizmetinde idiler, sonra sonra, çoğaldıklarında, farklı farklı beylerin ve Aznaurilerin topraklarında mülteci oldular ve Kartli’nin neredeyse tüm dağ-ormanlarına yayıldılar… Osetler dağlarda ve ormanlarda yaşıyordu; ekip biçecek arazileri yoktu… Osetlerin bir kısmı hırsızlık, haydutluk yapıyordu… Köylerde asayiş bozuldu, Leklerin icabına baktılar ancak Osetler daha kötü günler getirdi”. 1 Rus generaller bu tür olaylar gerçekleştikten sonra ancak bu kötülerin yok edilmesi için zorunlu ve ivedi önlemleri almayı gerekli görüyordu. General Tormosov 1809 yılında haydutluk yapan beş Oset’i ölümle cezalandırmıştır. Daha sonraları, 1824 yılında General Honev, General Ermolov’a şunu rapor ediyor: Kakheti halkı Lek baskınlarına karşı nasıl kendini silahla savunuyorsa, Osetlerin Gürcülere saldırılarının, soygun ve yağmaların sona ermesi için, Kartli halkına da kendini silahla savunma imkânı verelim. Bunun için, soyguncu Osetleri öldüren Gürcüleri kanunla cezalandırmayalım. Mülk sahiplerine de Kartli’de yaşayanlara da bunu telkin edelim ki onlar kötü olaylara ve soyguncuların cinayetlerine karşılık vermiyorlar. Gürcüleri sadece bu tür tüm olayları, özellikle şu veya bu Oset oldürüldüğünde bunun saldırı veya soygun sırasında gerçekleştiğini yerel yöeticilere bildirmekten sorumlu tutalım. 2

Görüldüğü gibi Osetlerin Gori havalisinde cinayetler, soygun ve esir alma olayları o kadar yoğun ve sürekli idi ki Generel Ahvedov General Tormosov’ye gönderdiği raporda, “alışveriş için Gürcü köylerine ve özellikle de Gürcü köyü Tskhinvali’ye gitmeye” ihtiyaç duyan Osetlere Gürcü Beyi Revaz Maçabeli ve Eristavi (prens) tarafından kart verilmesini gerekli görüyor”. [29]

Yani Rus General, Osetlerin özel izin kartı olmadan girmesinin yasaklandığı Tskhinvali’nin bir Gürcü köyü olduğunu ifade ediyor.

Şimdi eğer nüfus kayıtlarının somut verilerinin yardımına da başvurursak, Tskhinvali halkının nüfusu ve etnik yapısı daha da netleşir. Özellikle 1886 yılındaki aile listelerine göre Tskhinvali’de 3.832 kişi yaşıyordu, bunlardan 1.135 kişi Gürcü, 1.953’ü Yahudi ve 744 kişi de Ermeni idi. 1886 yılında Tskhinvali’de tek bir Oset yaşamıyordu.[30]

Tskhinvali halkının etnik yapısı 1920’li yılların başında, özellikle de 1922 yılından sonrasında, Güney Osetya Özerk Bölgesinin kuruluşundan ve bu özerk bölgenin başkenti olarak Tskhinvali’nin Osetlere bahşedilmesinden sonra değişiyor. 1922 yılına ait tüm Gürcistan şehirlerini kapsayan nüfus kayıtlarına göre, Tskhinvali’deki Osetlerin çoğu buraya dışarıdan gelmiş olup onların üçte birinin buraya gelişinin üzerinden ise henüz bir yıl bile geçmemiştir. [31] Tskhinvali kent nüfusu 4.543 kişiye eşitti ve onun halkının çoğunluğu yine Gürcülerden (1.436 kişi), Yahudilerden (1.651 kişi) ve Ermenilerden (1.465 kişi) oluşuyordu. Ancak bundan sonra Tskhinvali’ye büyük miktarda Oset yerleşmek üzere geliyor. Bunu belirleyen de artık özerk bölgenin başkenti olan Tskhinvali’de bulunan yerel yönetim organlarının etnik kadrolarla doldurulması ve buranın kendileri için bir kültür merkezi haline getirilmesine duydukları ihtiyaçtır. 1926 yılında Tskhinvali nüfusu artık 5.818 kişi idi. Bunlardan 1.920’si Gürcü, 1.152 Oset, 1.772 Yahudi, 827 kişi ise Ermeni idi. Bu kayıtlara göre Gürcülerin hala Osetlere nüfus üstünlüğü olduğu bir gerçektir, fakat sonraki yıllarda Gürcü ve Oset nüfusu arasındaki oran Osetlerin lehine hızlı bir şekilde değişiyor. 1959 yılına gelindiğinde Tskhinvali’de 4.652 Gürcü ve 12.432 Oset yaşıyordu, yine 1989 yılında sadece 6.905 Gürcüye karşın 31.537 Oset vardı. Yani böylece “Didi Liakhvi kenarında” bulunan bu çok eski Gürcü kenti neredeyse tamamen Osetleşti. Burada sayısal oranda olabilecek net hatanın yanında, özerk bölge başkenti olan Tskhinvali’nin, Oset kültürünün neredeyse tek merkezi haline geldiği o çevreyi de dikkate almalıyız.

Hâlihazırda radikal Osetlerin “faaliyetleri” ve yapay olarak oluşturdukları etnik anlaşmazlık sonucunda Gürcüler Tskhinvali kentinden tamamen çıkartılmıştır. Kenti ne kadar insanın terk ettiği tam olarak bilinmiyor, ancak şu kadarı biliniyor ki Tskhinvali’de günümüzde hiç Gürcü yaşamıyor.

1886-1989 Yılları arasında Tskhinvali’deki Nüfus Hareketi

 

1886 yılı

1922 yılı

1926 yılı

1959 yılı

1970 yılı

1979 yılı

1989 yılı

Gürcü

1135

1436

1920

4652

5475

5584

6905

Gürcü Yahudisi

1953

1651

1772

1649

1475

652

396

Ermeni

744

765

827

860

768

712

734

Oset

-

613

1152

12432

20846

25319

31537

Rus

-

64

114

1583

1180

1737

1836

Diğerleri

-

14

33

465

567

787

925

Toplam

3832

4543

5818

21641

30311

34791

42333

 

Gürcü halkı şimdi Tskhinvali bölgesindeki anlaşmazlığı barışçıl yollardan sona erdirmenin yollarını arıyor. Gürcü insanı sadece Osetlerle barış içerisinde birlikte yaşamak istiyor ve bu onun tamami ile adil bir talebidir. O buradaki engellerin karşılıklı güven ve iyi niyet ortamında sona ereceğine inanmaktadır. Tskhinvali halkı ile ilgili yukarıda verilen bilgiler bize açıkça gösteriyor ki Gürcü halkı Osetleri Tskhinvali’ye kinsiz kabul edip komşuluk yapmıştır. İakob Gogebaşvili’nin sözlerini hatırlarsak, şimdi de Gürcülük… Başkaları için iyilikten başka bir şey istemiyor, sadece kendisinin gösterdiği hoşgörünün kendisine gösterilmesini talep ediyor.

***

“Güney Osetya” Terimi Ne Zamandan Beri Kullanılıyor

19. Yüzyıla kadar “Güney Osetya” terimi kullanıldığına dair ne Gürcü ne de yabancı yazılı kaynaklarda hiçbir bilgi yoktur. O dönemin anlayışında Osetlerin ülkesi Kuzey Kafkasya’da bulunan Osetya’dır. Araştırmacı S. Lekişvili, “Güney Osetya” teriminin ne zaman ortaya çıktığını ve hangi sıklıkta kullanıldığını araştırmak için birçok çalışma yaptı.

Güney Osetya terimi ilk kez 1830 yılında “Tpiliski Vedomosti” gazetesinde yayınlanan bir yazı dizisinde kullanılmıştır (#72 _ 86). Anlaşıldığı üzere muhabir bu terimi kendi inisiyatifi ile kullanıyor, çünkü 1830 yılında Graf Paskeviç savunma bakanı Çernişov’a sunduğu raporda şunu belirtiyor: Oset kabilelerinin yatıştırılması için küçük bir askeri sefer yapmayı uygun gördüm. Bu sefer Kafkas dağlarının güney yamacında bulunan Kuzey Kartli’nin Osetlerine karşı olacak.1

Muhabire göre, Güney Osetya olarak adlandırdığı bölgenin toplam nüfusu 7.200 kişiden oluşuyordu.

Araştırmacı S. Lekişvili, Osetler hakkındaki doküman ve belgelerin neredeyse tamamını işledi ve ne Gürcü ne de yabancı kaynaklarda Osetya hakkında herhangi bir “Kuzey” ve “Güney” kelimesi kullanıldığına dair onaylanmış hiçbir gerçeğe rastlamadı. “Güney Osetya” terimini yabancı bilim adamları ve gezginler de tanımıyorlar. Sadece Alman Profesör K. Koh tarihi Gürcü İli Dvaleti’yi kastederek “Güney Osetya” terimi olarak kayda alıyor, o da XIX. Yüzyılda. Dvaleti hakkında ise Gürcü kaynaklarından bahsetmesek bile Rus yazılı anıtlarında (kaynaklarında) da şu belirtilmektedir: “Dvaleti (Nar-Mamisoni kaya mağaraları) tüm orta çağ boyunca Gürcistan sınırları içerisine giriyordu. Doğu Gürcistan’ın Rusya’ya ilhakı sonrasında O, Tiflis Valiliği sınırları içerisine giriyordu, ancak 1859 yılında Vladikafkas (Osetya) Bölgesine (okrugi) bağlandı. 1. Buna ek olarak belirtilmesi gerekir ki, tarihsel Osetya’ya Rus bilim adamları Kuzey Osetya diyorlar (D. Lavrov “Osetya ve Osetler hakkında deneme”, “Terskie Vedomost” dergisi, #20, 1874).

S. Lekişvili’nin araştırmalarına göre tüm XIX. Yüzyıl boyunca “Güney Osetya” terimi ile nadiren karşılaşıyoruz. Onun belirttiği gibi Kafkasya Arkeoloji Komitesini 1864-1917 yıllarını kapsayan, on iki ciltten oluşan ve Gürcüce, Arapça, Rusça, Farsça ve Türkçe on binden fazla tarihsel doküman içeren belgelerinde “Güney Osetya” terimi sadece bir kez kayıtlarda yer almıştır. 1852-1915 yıllarının periyodik Gürcü basınında, özelikle otuzun üzerindeki farklı isimdeki dergi ve gazetede “Güney Osetya” terimi sadece iki kez kullanılmıştır.

“Güney Osetya” terimi, siyasi sözlükte 19. Yüzyılın 60’lı yıllarında görülmekte olup Rus görevliler tarafından yerleştirilmiştir. O zamanda kadar yaşanan olaylar, sadece Osetya’nın kendisinde değil Kafkas dağlarının tüm çevresinde Rus hâkimiyetini sağlayan “Osetya”nın yönetimsel olarak birleştirilmesini amaçlıyordu. Baroni Rozen şunu açıklıyor: “Bizim Osetya’daki tam hâkimiyetimiz Kafkas Dağlarının sırtlarını tümüyle ikiye böler, bu durumda şimdi olduğu gibi Gürcistan askeri güzergâhı, bizim yarısını ele geçirdiğimiz bölgenin bize düşmanca duygular besleyen halklarla ilişkisini keser”.2 Kısa sürede Şida Kartli’nin kuzey taraflarındaki yoğun Oset nüfusunun yaşadığı bölgeler “Osetya” olarak kutsandı: 1843 yılında Tiflis Valiliğinde Osetya Bölgesi (okruga)” kuruldu ve Cava, Patara Liakhvi ve Nari (tarihsel Dvaleti) ilçelerine ayrıldı. Sonraki dönemlerde Nari bölgesi Tiflis Valiliğinden (Rusya’ya bağlı Gürcistan’ın statüsü budur) ayrılarak, Osetya Askeri Bölgesine (1859 yılında Kuzey Kafkasya’da kurulan) verildi, daha sonra Terek Bölgesine,1924 yılından sonra ise Kuzey Osetya Sovyet Sosyalist Cunhuriyeti sınırları içerisinde girdi. Bu eylemle Gürcistan’dan tarihi bir bölgesini, Dvaleti’yi kopardılar. Tüm bunlarla, özellikle 1843 yılında Osetya Bölgesi (Osetis Okrugi) kurularak; “ileriye dönük hedefleri olan bu toponim sabotajı ile” “Osetya” veya “Güney Osetya” olarak kutsanan bu en eski Gürcü toprağında, XX. Yüzılda artık saldırgan Oset ayrılıkçılığı şeklinde ortaya çıkan Oset bölgesi iddiasını ve “iki Osetya”nın gelecekte birleştirilmesi idealini temin edecek sonraki dönüşümü gerçekleştirmek için verimli bir zemin hazırladılar.

Doç. Dr. R. Lominidze’nin gerçeğe uygun açıklamasında olduğu gibi, Kuzey Kafkasya’da “Osetya Askeri Bölgesi (Osetis Samkhedro Okrugi)”, yine Tiflis Valiliği içerisinde “Osetya Bölgesi (Osetis Okrugi)” (daha sonraki “Osetya Bölgesi”) kurması, yeni “Kuzey Osetya” ve “Güney Osetya” isimlerinin temeli oldu. Bu terimlerin ilk kez kullanıldığı yayınlanan ilk resmi belge Kafkasya’da Ortodoks Hıristiyanlığı Yayma Cemiyeti Organizasyon Komitesi tarafından hazırlanan 1860 yılına ait rapordur. Orada şöyle söyleniyor: Komite tüm dikkatin geçmişte kalan Hıristiyanlığın ayağa kaldırılması ve güçlenmesine verilmesi gerektiği sonucuna varmıştır… Samurzakano’da, Svaneti’de, Güney Osetya’da, Tuşeti’de ve Khevsureti’de, Hıristiyanlığın ışığını daha sonra götürdükleri Abkhazeti’de, Balkareti’de ve Karaçay’da, Kuzey Osetya’da, Kistler arasında (Vaynah-Çeçen soyundan bir halk) ve Çeçen kabilelerinde”.

 

Gürcüceden Çeviren: Erdoğan Şenol (ერეკლე დავითაძე)








 

Copyright © 2013 Gurcu.org Ana Sayfa